VİDEO ÖZET-
ÜNİTE-1













Aşug: Türklerin âşık edebiyatına dahil olmaya özenen Ermeni saz şair





HNNRRT

EİİNNRŞ

AFFHHR
KR






Silahtar: Sarayın ileri gelen erkânından birinin unvanıdır. Yıldırım Bayezit döneminde kurulduğu ve has odabaşılıktan sonra ikinci önemli görev olduğu bilinmektedir. Silahtar; padişahın hemen yanında bulunan, merasim ve alaylarda at üstünde padişahın kılıcı sağ omzunda, hükümdarın sağ gerisinde yürüyen kişinin unvanıdır.
Çuhadar: Eskiden sarayın büyük memurlarından olan ve padişahların hizmetlerinde bulanan Enderunluya verilen addır. Yünden yapılan ve çuha denilen elbise giydikleri için bu ad verilmiştir
Rikaptar:Osmanlı Devleti’nde hükümdarın ata binerken üzengisini tutan kişinin unvan
Sırkâtibi: Babıaliden saraya gönderilen telhislerin (devlet işleri ile ilgili özet bilgi) padişah huzurunda mührünü açarak takdim etmek ve padişah tarafından yazılan emir ve fermanların mühürlenmesi ve telhisçi ile Babıaliye geri gönderilmesiyle görevli memur
Tüfenkçibaşı: Hazine, Kiler ve Seferli ağalarının seçkinlerinden alınarak oluşturulan “tüfenkçi yamağı” adı verilen teşekkülün başı idi. Sarayda bulunan ateşli silahlar tüfenkçibaşı nezaretinde yamaklar tarafından ayda bir temizlenirdi.
Anahtar Ağası: Has odalıları saraya yerleştirme, hasta olanları hastaneye, evleri olanlara evlerine gitme izni verme, ağaları sabah namazına kaldırıp camiye gönderme gibi görevler beklerdi.
Hazine Kethudalığı:Osmanlı sarayında hazine bölümünde görevli yüksek vazife sahiplerinden birinin unvanı
Surre: Osmanlı döneminde her yıl hac mevsiminde Mekke ve Medine ahalisine gönderilen para.




















Mutavassıtîn: Edebiyatımızda batılılaşma gayretlerine paralel olarak doğan ve kimileri gelenekli kutupta toplanan kimileri de bir Doğu-Batı sentezinden yana olan edebiyatçılar.
La Pléiade (yedi yıldızdan oluşan Süreyyâ burcu), Fransızların en eski edebî toplaşmalarından biridir. Encümen şairleri, içinde bulundukları ikilem bakımından onlara benzerler. Hem ana dillerini müdafaa eder, hem Arapça ve Farsça’nın -Pléiade’da Grekoromen dillerin- büyük kolaylık ve geniş imkânlar tanıyan lügatlerinden kopamazlar. Hem millî vezin ve nazım şekillerine dönülmesi gerektiğini düşünür, hem de klasik kalıplardan sıyrılamazl
Sûku’l-Ukâz: Cahiliye devri Araplarının Mekke yakınlarında her yıl kurdukları panayır. Her kabilenin en iyi şairleri burada yarışır ve birinci seçilenin şiiri Kâbe duvarına asılırdı.
İsmail Hikmet ise, Encümen-i Şuara’nın dağılma sebebini, onu ayakta tutan unsurun edebiyat zevkinden çok, işret düşkünlüğü ile açıklar (Ertaylan, C. 1, 1925:209); ama şairlerin hiçbiri işretten vazgeçmediğine göre onları neyin ayırmış olabileceğini söylemez.
Memduh Faik’in “hürriyeti tazyikten tevellüd edecek mazarratı” ele aldığı bu gazelin de içinde bulunduğu Eser-i Memduh’u, üstelik şairinin Dahiliye Nazırı bulunduğu sıralarda, muzır sayılarak toplatılır (Memduh Faik 1332: 4)
Sebk-i Hindî (Hint üslubu): Klâsik şiir içinde daha yüksek, daha derin, daha kapalı, daha süslü bir tarz oluşturma eğilimi
Mazmun: Şiirde teşbih yoluyla kurulmuş bir imgenin arkasında saklanan anonim sembol, alegori
Poetika: Şiir teorisi, şiir felsefesi, şiir hakkında düşünmeler.














Çevgân: Eski Türklerin oynadıkları, Avrupa’da “polo” adıyla bilinen oyun.Arapçada sözcükler, eril (müzekker) ve dişil (müennes) olarak iki türlüdür. Bu ayrıma göre, şems sözcüğü eril, Farsça olan mâh’ın Arapça karşılığı kamer ise dişildir.














Eserin adının Mihnetkeşan mı yoksa Mihnet-i Keşan mı olduğu meselesi birçok tartışmaya konu olmuştur. XX. yüzyılda Peyami Safa ile Ömer Asım Aksoy arasında meydana gelen tartışma bunların en ilgincidir
Kudumiyye: Bir devlet büyüğünün yahut hatırı sayılır bir kimsenin bir yerleşim yerine yahut bir makama gelişi üzerine kutlama amacıyla yazılan manzumelere verilen ad. Kudumiyyeler, genellikle kaside ve kıta nazım şekilleriyle kaleme alınmıştır. Tehniyetname, tebrikname gibi isimleri vardı
Çîn: Divan şiirinde hem ülke hem de saçın kıvrımı anlamında kullanılır.
Tûr: Hz. Musa’nın Allah’ın tecellisine tanık olduğu dağın adıdır. Orada Allah’ın nurunu ateş biçiminde gördüğü anlatılır.






















Tariz: Söylenmek istenen bir sözü kasten tam tersini söyleyerek ifade etme sanatıdır.
Nakibüleşraf: Osmanlı devleti sınırları içinde yaşayan seyyit ve şeriflerin (Hz. Muhammed soyundan gelen kimseler) devletle olan işlerini düzenlemekle görevli bürokratlardır.
Talik: Daha çok levhaların, divan ve mesnevi gibi edebî içerikli eserlerin yazımında kullanılan Arap harflerine özgü bir yazı stili. Bu alfabeyle talikten başka en eski yazı stili olan kûfîden en yenisi olan rikaya kadar nesih, sülüs, divanî, muhakkak, gubarî gibi pek çok tarz gelişmiştir
ÜNİTE-1-ÖZET

Giriş
ÜNİTE-2-ÖZET
|
|
 |
|