ETEG-VİZE-ÖZET

Eski Türk Edebiyatına Giriş:
Biçim ve Ölçü Dersi
1. Ünite Özet

Eski Türk Edebiyatının Genel
Özellikleri Ve Bazı Temel Bilgiler

GİRİŞ

Türk tarihi, milletlerin tarihsel süreç içerisinde geçirdikleri din, dil, coğrafya değişiklikleri ve bu değişikliklere bağlı olarak ilişkide bulundukları milletlerin uygarlık, kültür ve edebiyatlarının etkileri dikkate alınarak dönemlere ayrılır. Türk edebiyatı “İslamiyet öncesi Türk edebiyatı”, “İslami dönem Türk edebiyatı” ve “Batı etkisindeki Türk edebiyatı olarak” üç ana döneme ayrılır.

İslami Türk edebiyatının ilk önemli eseri Kutadgu Bilig’in yazıldığı tarih 1069’dur. Eser doğu Türkçesiyle yazılmıştır.

Eski Türk edebiyatı, Osmanlı döneminde ortaya konulan edebiyat ürünlerini esas almakla birlikte Osmanlı döneminde tek bir edebi gelenek bulunmamaktadır. Farklı özellikler göz önünde tutularak, bu dönemde varlığını sürdüren üç ayrı edebi anlayıştan ve gelenekten söz edilir.

  • Halk edebiyatı
  • Tasavvufi halk edebiyatı (=Tekke edebiyatı)
  • Klasik Türk edebiyatı(=Divan edebiyatı)

Eski Türk edebiyatı, Türk edebiyatı tarihinin Osmanlı devletinin coğrafyasında XIII. yüzyıl sonlarından başlayıp XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar varlığını sürdüren nazari ve estetik esaslarını müşterek İslami kültürden alan, örnek aldığı Fars edebiyatının etkisi altında şekillenen, Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin geniş bir arada yer aldığı bir Türkçe ile eserlerini veren, sanatlı söyleyişi önde tutan, kuralcılığı ve geleneğin ağır bastığı, Türk edebiyatının bir dönemidir.

ESKİ TÜRK EDEBİYATI

İran edebiyatı etkisinde gelişen ve XIX. yüzyıl ortalarına gelinceye kadar mükemmel denebilecek eserlerini vermiş olan “İslami dönem Batı Türk edebiyatı”, XIX. yüzyıl başlarından itibaren artık tükenmeye yüz tutmuş; bu yüzyılın ikinci yarısından sonra da yerini artık yeni bir edebi anlayışa bırakmaya başlamıştır. Batı özellikle de Fransız edebiyatı etkisinde doğan ve gelişmeye başlayan bu yeni dönem Türk edebiyatı edebiyyat-ı cedide(=yani edebiyat) olarak adlandırılmıştır. Başlangıçta bu edebi anlayışı öncekinden ayırmak için eskisine edebiyyat-ı kadime(=eski edebiyat) ya da bu dönemde yazılmış mensur(=düz yazı) eserleri bir tarafa bırakarak şiir-i kudema(=eskilerin şiiri) gibi adlar verilmiştir. Bu adlarla yetinilmemiş havas edebiyatı, saray edebiyatı, Enderun edebiyatı edebiyyat-ı Osmaniyye, Osmanlı şiiri, Divan edebiyatı, İslami Türk edebiyatı, klasik Türk edebiyatı gibi adlarla da anılmıştır.

Divan şiirinde sıkça geçen “aşk”, “sevgili”, “meyhane”, “içki”, “sarhoşluk” gibi kavramlar, tasavvufun da etkisiyle genellikle mecazi anlamıyla ele alınır. Divan şiirinin yoğun ve süslü bir dildir.

Belagat, bir düşünce ya da duygunun yerinde ve zamanında manası en açık şekilde ve akıcı bir dille ifade edilmesidir. Belagat için öncelikli şart fesahattir. Belagatin terimlerinden ve kurallarından bahseden bilim dalına “Belagat ilmi” denir. Belagat bir ilim olarak üç kısma ayrılır: Meani, beyan ve bedi.

Divan şiirini gelişim çizgisini ve buna bağlı olarak geçirdiği üslup farklılaşmalarını göz önünde bulundurarak üç döneme ayrılmıştır. Bunlar:

  1. Oluşum Dönemi: XIII. yüzyılın sonlarından XIV. yüzyıl sonlarına kadar devam eder. Dönemin önemli temsilcileri, Âşık Paşa (öl.1333), Gülşehrî (öl. XIV. yy.), Şeyhoğlu Mustafa (öl. 1401?), Ahmedî (öl. 1413) ve Şeyhî (öl. 1431?) gibi şairledir.
  2. I. Klâsik dönem: XV. yüzyılın ilk yıllarından XVII. yüzyıl başlarına kadar devam eder. Ahmed Paşa (öl. 1496), Necatî (öl.1509) ve Zâtî (öl.1546) gibi şairlerle olgunluk kazanmaya başladığı; Fuzulî (öl.1556), Bakî (öl.1600), Nev’î (öl.1599), Hayalî (öl. 1557) ve Taşlıcalı Yahya (öl.1582) gibi şairlerle de Türk edebiyatının İran edebiyatı etkisinden kısmen de olsa kurtularak artık kendi iç gelişimini tamamlayıp özgün eserlerini vermeye başladığı bir dönemdir.
  3. II. Klâsik Dönem: XVII. yüzyıl başlarından XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eder. İran edebiyatındaki üslup farklılaşmasının etkisiyle özellikle şiirde yoğun olarak yeniden bu edebiyatın etkisi altına girdiği bir dönemdir. Sebk-i Hindî (=Hind üslubu) ad› verilen bu edebî akımın Türk edebiyatındaki önemli temsilcileri Fehîm-i Kadîm (öl. 1647), Nâ’ilî (öl. 1666), Nedîm-i Kadîm (öl.1670), Nef’î (öl. 1635) ve Şeyh Gâlib (öl.1799)’dir.

Osmanlı toplumunda padişahtan sadrazama, vezirden bilim adamına, çeşitli devlet görevlilerinden farklı meslek gruplarına kadar pek çok kesim şiir söyleme ve şiirden zevk alma ortak noktasında buluşmuşlardır. Bu dönemde devlet, diğer hizmetleri ve yeteneklerinin yanı sıra onların bu yönlerini de dikkate almış bu kişileri ödüllendirmiş böylece toplumda şiirin, şairin ve sanatın yeri devlet eliyle yüceltilmiştir. Başarılı şairlere devlet tarafından maaş bağlandığı devrin tarihî kaynaklarından olan “in’amât (=bağışlar)” defterlerinde ve “şu’arâ tezkireleri”nde görülür. “Şu’arâ tezkireleri” üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, bu kaynaklarda geçen 3000 civarı şair arasında en çok “ilmiye sınıfı(=bilim adamları)” mensupları, daha sonra “kalemiye(=bürokrat)” sınıfı, bunlardan sonra da saray mensupları, askerler, esnaf, serbest meslek sahipleri bulunmaktadır.

Eski Türk Edebiyatında şiirlerin toplandığı üç tür kitap vardır: “dîvân”lar, “mesnevî”ler ve “mecmû’a-i eş’âr”lar.

  1. Divanlar: Klâsik dönem Türk şairlerinin çeşitli nazım şekilleri ile yazdıkları şiirlerin toplandığı kitaplardır. Burada şiirler genellikle kasideler, tarih kıt’aları, gazeller, musammatlar, rubâ’îler, kıt’alar, beyitler, mısralar düzeninde sıralanmıştır.
  2. Mesneviler: Mesnevî hem bir nazım biçimi, hem de bu nazım biçimi ile yazılmış kitaplara verilen addır.
  3. Şiir Mecmuaları: Divanlar ve mesneviler dışında farklı şairlerin çeşitli nazım şekilleriyle yazdıkları şiirlerinin toplandığı “şiir mecmuaları (=mecmû’a-i eş’âr)” ile beğenilen bir şiire başka şairler tarafından yazılmış benzer şiirler(=nazîre)in toplandığı “nazire mecmua(=mecmû’a-i nezâ’ir)ları” bu dönemin antoloji niteliğindeki şiir kitaplarıdır.

Divan şiiri, belli bir kültür birikimi ile yazılan ya da söylenen ve geleneğe dayalı özellikleri olan bir şiirdir.

Mazmun: Mazmunlar kelimelerin ilk bakışta görülemeyen gizli bir ya da birden fazla anlamıdır. Esas söylenmek istenen şey arka plandadır. Yani bir mananın birtakım ipuçları verilmek suretiyle ifade edilmesidir.

Mahlas: Divan şairleri İran şiirindeki bir geleneğe uyarak şiirlerinde “mahlas” adı verilen takma adlar kullanmışlardır.

Biçim: Divan şiirinde nazım birimi “beyit (=beyt)” ve “bend”dir. Beyit iki “mısra (=dize)”dan, bend ise ikiden fazla “mısra”dan meydana gelir. Bu yüzden nazım şekilleri “beyit (

Âhenk: Âhenk, kelimelerin akıcılığı, kulakta güzel tesir bırakacak şekilde bir araya getirilmesi, sözün ses yapısının çeşitli yollarla etkileyici şekilde düzenlenmesidir.

Din: Klasik dönem Türk edebiyatı döneminde İslam dininin etkisi iki boyutta kendini göstermiştir. Bunlardan birincisi edebi metinleri dinî düşüncelerin aktarım aracı olarak gören, ikincisi “varlık birliği” inancının bu edebiyatın bütününe rengini vermesi ve onun üslubunu belirlemesidir. Divan şiirinde tevhîd, münâcât ve na’tler doğrudan dini içeriklidir. Divan şiirinde Allah sonsuz ilmi ve kudreti, bu ilim ve kudretinin bütün eşyayı ve evreni kuşatmış olması, gökleri yeri ve her şeyi belli bir düzen içinde yaratıp yine bir düzene göre yönetmesi, insanın onun sanatının güzel bir örneği olması gibi özellikleriyle anılır. İslam inancına göre yalnızca Allah’a itaat etmek için yaratılmış sayısız nuranî varlıklar olan meleklerden bazıları da Divan şiirinde çeşitli münasebetlerle yer almışlardır. İslam dininin kutsal kitabı olan Kur’ân’ın “âyet”lerinin ve “hadîs”lerin şiire yansıması iktibâs ve telmîh yoluyla olmuştur. Dini kişiliklerin en önemlileri peygamberlerdir ve peygamberlerin şiirde geçiş şekilleri sadece islâm dininin temel kaynakları olan ayet ve hadislerde verilmiş bilgilerle sınırlı değildir. Zamanla diğer dinlere ait kaynaklardan edinilen bilgilerle bu konudaki birikimin edebiyata yansıma biçimi genişlemiştir.

Tasavvuf: Tasavvuf, temelde islâm dininin Kur’an ve sünnet adı verilen iki kaynağına dayanmakla birlikte zamanla dış etkilerden, başka milletlerin felsefelerinden ve düşünüşlerinden de etkilenen dini, dünyayı ve hayatı yorumlayış tarzıdır. Tasavvuf mutlak bir “gerçek”in var olduğunu; fakat bu “gerçek”in içinde yaşadığımız dünyanın ötesinde olduğunu, gerçek varlığa ulaşmanın ancak görünüşten ve bir hayalden ibaret bu âlemin inkârı ile mümkün olabileceğini kabul eder. Tasavvuf, gerek ibadetlerde gerekse bu dünyadaki her türlü ilişkide yaratıcıya olan sevgiyi esas alır. İnsanın kötü huylarını bütünüyle terk etmesi ve diğer insanlarla sevgi temelinde birleşmesidir. Tasavvufa göre bütün varlıklar üzerinde hâkim olan bir “mutlak sevgi” ve “mutlak güzellik” vardır. Bu yolda olanlar Yaratıcı’yı, kulun sevdiği, bu sevgi ile huzur bulduğu, hem kendi hem de kâinat üzerindeki eserlerinde onun izlerini gördüğü bir sevgili olarak kabul etmişlerdir. Tasavvufun en önemli isimlerinden biri olan İbn Arabî’ye göre aşk, kulluğun temeli ve özüdür. İlahî aşkı yaşayan sofiler, günlük dille ifade edilemeyecek ruh hâlleri yaşadıklarını, yaşadıkları bu hâllerin ancak sembollere dayalı bir dil ve üslupla ifade edilebileceğini söylerler ve bu özellikte bir dil kullanırlar. Divan şiirinde tasavvuf etkisinin oluşmasında Ahmed Yesevî (öl.1166) ve onun dervişlerinin, Yunus Emre (öl.1320-21) ve izleyicilerinin ve Mevlânâ(öl.1273)’nın büyük etkisi vardır. Tasavvuf, Divan şiirinin, hatta müşterek İslâmî edebiyatın diğer kolları olan İran, Arap ve Urdu edebiyatlarının dil ve üslûbunu da doğrudan etkileyen, hatta belirleyen bir niteliğe sahiptir. Şiirdeki “aşk”, “şarap”, “meyhane”, “sevgili” gibi unsurlar genellikle tasavvufun mecazlı diliyle kaleme alınmıştır ve bu kavramlar sözlük anlamlarından çok daha farklı anlamları gösterirler.

Divan şiirinin coğrafyasında, Osmanlı devletinin siyasi coğrafyasının yanı sıra müşterek geleneksel edebiyatta geçen mekânlar da yer almaktadır. Bunlar Çin, Horasan, Rum, Şam, Hindistan, Irak, Hicaz, İsfahan, Yemen, Azerbaycan, Türkistan, Semerkand, Buhara, Irak, Kerbela, Basra, Necef, Kudüs, Vadî-i Eymen, Mekke ve Medine gibi şehirler ve ülkeler olasının yanı sıra Anadolu şehirlerinin isimleri de geçmektedir.

Kozmik âlem: Divan şiirine hâkim kozmoloji anlayışına göre gökyüzü katmanlar(=felekler)dan meydana gelmiştir. Dünya bu feleklerin merkezinde yer alır. Gökler onun üzerinde soğan zarları gibi üst üste geçmiş bir hâldedir. Her felekte bir “seyyâre (=gezegen)” vardı. Felekler bu gezegenlerin adlarıyla anılır. Bunlar seb’a-i seyyare (=yedi gezegen) adı verilmiş olan Ay (=kamer, mâh), Utarid (=Merkür), Zühre (=Venüs, Nâhîd) , Şems (=Güneş, Hurşîd), Mirrih (=Merih), Zuhal (=Satürn), Müşterî (=Jüpiter)’dir. Gezegenlerden sonraki sekizinci felekte sabit yıldızlar vardır. Daha sonra boş olan atlas feleği yer alır. Güneş sultandır. Ay vezir, Utarit kâtip, Zühre çalgıcı ve rakkase, Mirrîh komutan, Müşterî kadı ve Zuhal hazinedar olarak hayal edilir.

Zaman: Zaman kavramı genellikle “zamân”, “rûzgâr”, “vakt”, “devr” ve “dehr” sözcükleri ile ifade edilir. Dört mevsimden ikisi öne çıkar: Bahar ve hazan (=sonbahar).

Hayvanlar: Kuşların bir kısmı olumlu, bir kısmı ise olumsuz düşünceler doğurarak metinlerde yer alır.

Bitkiler: Şiirde ağaç türlerinden en fazla sevgilinin boyunun benzetildiği serviye, ayrıca çenâr, ar’ar, tûbâ, şimşâd ve sanavbere, çiçeklerden ise güle rastlanır. Divan şirinde sevgili, âşık ve rakip: Divan şiirin aşk anlayışı, daha çok tasavvuf düşüncesi etrafında şekillenmiştir. Divan şiiri tasavvufun etkisiyle mecazlı bir dildir.

Nesir (Nesr), bir edebiyat terimi olarak “nazm”ın karşıtıdır. Vezinli olmayan, düzyazı, söz anlamına gelir. Nesir yazılara “mensûr”, nesir yazarlarına da “nâsir” denir. Türk edebiyatından günümüze ulaşan edebi nesir örnekleri, Orhon Anıtları ve Uygurlar döneminden gelen Budizm ve Maniheizm etkisini taşıyan metinlerdir. XV. yüzyıl sonlarına kadar yazılan eserlerin temel özelliği dinî ve ahlakî niteliğe sahip olmalarıdır.

Edebiyat tarihinin en önemli kaynakları şunlardır:

  • Şu’arâ Tezkireleri
  • Şakâiku’n-Nu’mâniyye ile Tercüme ve Zeyilleri
  • Mevki ve mesleklere göre kişiler hakkında bilgi veren eserler
  • Türlü biyografik eserler
  • Osmanlı Tarihleri
  • Bibliyografyalar
  • Ansiklopedik eserler
  • Sözlükler
  • Edebiyat tarihleri
  • Klâsik edebiyat bilgisini konu alan eserler




Eski Türk Edebiyatına Giriş:
Biçim ve Ölçü Dersi
2. Ünite Özet

Nazım Biçimleri:
Beyitlerden Oluşan Nazım Biçimleri
Ve Dört Mısralı Nazım Biçimleri







Şiirlerin yazıldıkları nazım birimleri ve kafiye düzenleri esas alınarak ve divan edebiyatı nazım biçimleri “beyitlerden oluşan nazım biçimleri”, “dört mısralı nazım biçimleri” ve “bendlerden oluşan nazım biçimleri” olmak üzere üçe ayrılmıştır. Araştırmacılar tarafından bu konuda başka gruplandırmalar da yapılmıştır.

Nazım biçimleri aslında şiir metinlerinin bir tür kalıplarıdır. Nazım biçimlerinin önceden belirlediği bu çerçeve, ilk bakışta şairleri kısıtlayan, onların anlatımda belli sınırlar içinde kalmasına neden olan ögeler olarak görülebilir. Ancak bu sınırlamanın şiirde belli konuları işlemek için hazır kompozisyon kalıpları sunmak, müzikaliteyi sağlamak ve belli bir düzen içinde düşünceleri ifade etmek gibi olumlu katkılarından da söz etmek mümkündür. Nazım biçimlerini tanımak, klâsik dönem Türk edebiyatına ait metinleri anlamak ve yorumlamak açısından oldukça önemlidir.

Nazım biçimleri ile ilgili henüz çözülememiş bir takım sorunların varlığını da burada hatırlatmak gerekir. Bir nazım biçimi için yapılmış olan tanım ile divanlarda aynı formda yazılmış şiirlerin adlandırılması arasındaki çelişki bu sorunlara örnek olarak gösterilebilir. Aynı konudaki bir başka sorun da nazım biçimi olarak bilinen bazı formların gerçekten bağımsız bir nazım biçimi olup olmadığının henüz kesinlik kazanmamış olmasıdır. Bunda Türk edebiyatı araştırmacılarının özellikle son dönemde hemen her farklı özelliği ayrı bir nazım biçimi adı altında değerlendirme eğiliminin de önemli payı vardır.

Bu “Ünite”de beyitlerden oluşan nazım biçimleri ile dört mısralı nazım biçimleri hakkında bilgi verilecektir.

Beyitlerden Oluşan Nazım Biçimleri

Divan şiirinin en küçük nazım birimi mısr? ’dır. Mısr?’ bir edebiyat terimi olarak aruz vezniyle söylenmiş beytin yarısıdır. Beyit (=beyt) ise yine bir edebiyat terimi olarak aruz vezniyle yazılmış iki mısradan meydana gelen nazım birimidir.

Bağımsız şiirler hâlinde yazılmış olan beyitlere ferd ya da müfred denir. Müfredlerde iki mısra birbiriyle kafiyeli değildir.

Ayrıca iki mısraı birbiriyle kafiyeli; yani, musarra ’ ya da mukaffâ olan tek beyte de matla denilmektedir. Bu tür matlalar divanların sonlarında metâli’ (=matlalar) başlıklı bölümlerde yer alırlar. Matla, genellikle gazel ve kasidenin ilk beytine verilmiş bir ad olmakla birlikte şairler bazı manzumelerde birden fazla matla beyti de kullanmışlardır. Böyle manzumeler zâtü’l-metâli’ ya da zü’l-metâli’ olarak nitelenmiştir.

Mısra’-ı âzâde ya da âzâde adı verilmiş olan mısralar, ya aslında şairi tarafından tek mısra olarak söylenmiş, ya da bir beyitten alınarak meşhur olmuş ve diğer mısraı unutulmuş, anlam bütünlüğüne sahip şiir parçalarıdır

Beytin anlam bütünlüğüne sahip olması şarttır. Bununla birlikte her mısraı tek başına anlam ifade eden beyitler de vardır. Böyle beyitlerin mısralarına da âzâde adı verilmiş; ancak bunlar, kusurlu beyitler olarak kabul edilmişlerdir. Söylenilmesinde ve anlaşılmasında zorlama olmayan, her bakımdan kusursuz mısralara mısra’-ı berceste denir. Berceste mısralar âzâde olabilecekleri gibi bir şiirden de alınmış olabilirler.

Beyitlerden oluşan nazım biçimlerinde şairin her ne kadar anlatacağı şeyi tek beyit içinde ifade etmesi şartı varsa da bu kurala uymayan, anlamı ancak başka beyitlerle tamamlanabilen örnekler de görülmektedir. Bu tür beyitlere de merhun beyit denilmiştir.

Kaside ,bir edebiyat terimi olarak ilk beyti musarra, diğer beyitlerinin ikinci mısraları ilk beyitle kafiyeli, bütün mısraları aynı vezinle söylenmiş, en az 15 beyit uzunluğundaki bir nazım biçimidir. Kasidenin kafiye düzeni şöyledir: aa xa xa xa xa xa xa . . .

Övgü ve bunun sonucunda caize almak için yazılan kasidelerde genellikle 6 bölüm bulunur: nesîb ya da teşbîb, girizgâh (gürizgâh), medhiyye (maksad, maksûd), tegazzül, fahriyye du’â.

Kasîde şairleri mahlaslarını medhiyeden sonraki bölümlerden birinde kullanmışlardır. Bu nazım biçiminde şairin mahlasını söylendiği beyte tâc beyt ; en güzel beyte de beytü’l-kasîde denir. Kasîdede matla beytinden sonraki beyte hüsn-i matla (=matla güzelliği), makta beytinden önceki beyte de hüsn-i makta (=makta güzelliği) adı verilmiştir.

Bazı kasidelerde şairler şiirin ahengini artırmak ve tekdüzeliği kırmak için tecdîd-i matla (=matla yenileme) denilen bir yola başvurmuşlardır. Tecdîd-i matla’ kasidede yeni bir matla beyti söylemektir. Kasîdede şairler bazen matlaın bir mısraını manzumenin herhangi bir yerinde aynen tekrar ederler. Bu tekrara redd-i matla ’ denir. Ancak redd-i matla, kafiye tekrarı demek olduğundan divan şiirinde pek hoş karşılanmamıştır.

Klâsik tertibe uyularak düzenlenmiş divanlarda kasîdeler, en başta “ kasâ’id (=kasîdeler)” başlıklı bölümde yer alırlar. Konularına, rediflerine ve kafiyelerine göre gruplandırılırlar.

Gazel , bir edebiyat terimi olarak, ilk beyti kendi arasında, diğer beyitlerin ikinci mısraı ilk beyitle kafiyeli ve bütün beyitleri aynı vezinde olmak üzere genellikle beş beyit ile dokuz beyit arasında şiirlerin yazıldığı bir nazım biçiminin adıdır.

Divan edebiyatında şairler daha çok beş beyitli gazeller yazmışlardır. 15 beyitten uzun gazellere gazel-i mutavvel (=uzun gazel) adı verilir. Gazelin kafiye düzeni kasideninki gibidir: aa, xa, xa, xa, xa . . .

Gazelin başlıca konusu aşktır. Kasidede olduğu gibi gazelin birbiriyle kafiyeli ilk beytine matla , matladan sonra gelen beytine hüsn-i matla , son beytine makta , makta beytinden önceki beyte de hüsn-i makta adı verilmiştir. gazelin en güzel beytine de şâh beyt, şeh beyt ya da beytü’l-gazel adı verilmiştir. Fakat bir gazelin en güzel beyti kişiden kişiye değişebileceğinden gazelin bir beytini şâh beyt ya da beytü’l-gazel olarak seçmek oldukça göreceli bir değerlendirme olur.

Gazelde konu bütünlüğü şart değildir. Yani gazelin her beytinde farklı bir konu işlenmiş olabilir. Ancak bütün beyitlerde aynı konunun işlendiği gazeller de vardır. Beyitleri arasında konu bütünlüğü olan gazellere yek-âhenk gazel adı verilmiştir. Bir gazelin bütün beyitleri her bakımdan aynı etkileyicilikte söylenilmişse bu tür gazellere de yek-âvâz olarak nitelenir.

Mahlas beytinden sonra birkaç beytin daha bulunduğu gazellere gazel-i müzeyyel denir. Gazellerin beyitleri arasında Türkçe dışında bu iki dilden biri ya da ikisiyle yazılmış mısralar ya da beyitler varsa, bu tür gazellere mülemma gazel denilmiştir. İki ayrı şairin birer mısra veya beyit yazarak, birlikte oluşturdukları gazele gazel-i müşterek (=ortak gazel) adı verilir. Bu gazellerde hangi mısraın ya da beytin hangi şaire ait olduğu genellikle bellidir. Karşılıklı konuşmanın nakledilmesi şeklinde, “dedim” ve “dedi” yüklemleriyle yazılan gazellere mürâca’a şiiri denir.

Halk edebiyatında da fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün vezniyle dîvân fe’ilâtün, fe’ilâtün, fe’ilâtün, fe’ilün vezniyle selîs mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün vezniyle kalenderî, mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün vezniyle de semâ’î adı verilen gazeller yazılmıştır. Bunların musammat olanları da vardır. Halk edebiyatında müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün vezniyle yazılan gazel biçimindeki şiirlere de satranç adı verilmiştir. Bu şiirlerin her beytinden musammat gazelde olduğu gibi dörtlükler çıkar.

Müstezâd , bir edebiyat terimi olarak gazelden türemiş ve mısralarının biri uzun biri kısa olmak üzere belli vezinlerde yazılmış bir nazım biçimi dir. Genellikle mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün vezniyle yazılmış olan gazellerden türetilmiş ve beyitlerin mısra aralarına mef’ûlü fe’ûlün cüzleriyle yazılan kısa mısralar eklenmiştir.

Ziyâdeleri ya da uzun mısraları tekrarlanan müstezâdlara mütekerrir müstezâd , ziyâde mısraı uzun mısraların başında tekrarlanan müstezâdlara da müdevver müstezâd denilir.

Bilindiği kadarıyla Anadolu’da yazılmış ilk müstezâd örnekleri XIV. yüzyıl şairlerinden Seyyid Nesîmî (öl. 1404 ?)ye aittir. Yeni edebiyat anlayışı çerçevesinde de müstezada önem verilmiş, Servet-i Fünûn şairleri bu nazım biçiminin bilinen vezin ve kafiye sisteminde birtakım değişiklikler yaparak serbest müstezâd adı verilen yeni bir şekil denemişlerdir. Müstezâd halk edebiyatında yedekli, ayaklı adlarıyla çok kullanılmış bir nazım biçimidir.

Aşk, şarap, ayrılık, tabiat gibi konular bu şiirlerde sıkça işlenmiştir. Bunların dışında dinî, tasavvufî konularda yazılmış olanlarına da rastlanır. Müstezâdlar, anlam bütünlüğü bakımından diğer nazım şekillerinden farklı bir özelliğe sahiptir. Bir müstezâdda ziyade mısralar çıkarıldığı zaman şiirde anlamın bozulmaması gerekir.

Kıt’a bir edebiyat terimi olarak genellikle iki veya iki beyitten uzun, matla ve mahlas beyti olmayan bir nazım biçim idir. Bir başka ifadeyle kıt’alar kasîde ve gazel gibi bir matla beytiyle başlamayan ve mahlas kullanılmamış manzumelerdir. Kıt’ada beyitlerin ilk mısra’ları serbest ikinci mısraları birbiriyle kafiyelidir. Kafiye düzeni şöyledir: xa, xa, xa, xa . . .

Divan şiirinde daha çok iki beyitli kıt’alar yazılmışsa da bu nazım biçimiyle yazılmış manzumelerin beyit sayısının otuza kadar çıktığı da görülür. İki beyitten uzun olan böyle kıt’alara kıt’a-i kebîre (=büyük kıt’a) denilir. Uzun kıt’aları kasîdeden ayıran en önemli özellik, bu manzumelerde matla ve mahlas beyitlerinin bulunmamasıdır. Kıt’alarda her türlü konunun işlendiği görülmektedir. Çeşitli olaylara ebcedle tarih düşürmede de en fazla bu nazım biçimi kullanılmıştır.

Kıt’aya benzer bir nazım biçimi de nazım (=nazm)dır. Yine bir edebiyat terimi olarak musarra bir beyitle başlayan kıt’aya da nazım denilmektedir. Dolayısıyla nazmın kıt’adan ayrıldığı tek yön nazımda ilk beytin musarra olmasıdır. Bu nedenle nazım, kıt’anın bir türü olarak da değerlendirilebilir. Kafiye düzeni şu şekildedir: aa, xa . . .

Mesnevî bir edebiyat terimi olarak aynı vezinde ve her beyti diğer beyitlerden bağımsız olarak kendi arasında kafiyeli bir nazım biçimi dir. Diğer nazım biçimleri için konulmuş olan beyit sayısı sınırlaması bu nazım biçiminde yoktur.

Aynı şair tarafından yazılmış beş mesnevîye hamse denir. İran edebiyatında ilk hamse sahibi şair Genceli Nizâmî (öl. 1214 ?)’dir. Genceli Nizamî, mesnevîde İran edebiyatının en büyük şairidir.

Yaygın olarak bir mesnevîde bulunması gereken bölümleri şu üç başlık altında toplamak mümkündür: Giriş, Konunun İşlendiği Bölüm, Bitiş Bölümü.

Dört Mısralı Nazım Biçimleri

Rübâ’î bir edebiyat terimi olarak özel vezinlerle yazılmış dört mısralı bir nazım biçimi dir. Bu nazım biçimi İran edebiyatında doğmuş; Türk edebiyatına da bu edebiyattan geçmiştir. Rübâ’înin kafiye düzeni iki beyitlik nazımlarda olduğu gibi genellikle “a a x a” dır. Bunun yanında kıt’a gibi “x a x a” şeklinde kafiyelenmiş ve dört mısraı da birbiriyle kafiyeli rübâ’îler de vardır. Dört mısraı birbiriyle kafiyeli rübâ’îlere rubâ’-i musarra veya terâne adı verilmiştir.

Divan edebiyatının yetiştirdiği en ünlü rübâ’î şairi Azmîzâde Hâletî (öl.1631)’dir. Türk edebiyatı Batı edebiyatının etkisi altına girdikten sonra Türk şairleri ünlü İranlı rübâ’î şairi Ömer Hayyam (öl. 1123)’ın rübâ’îlerini manzum olarak Türkçeye aktarmak dışında bu tarza fazla ilgi göstermemişlerdir. Bu dönem Türk şairleri içinde rübâ’î tarzının en önemli şairi Yahya Kemal (öl. 1958)’dir. Rübâ’îlerde genellikle mahlas kullanılmamıştır. Bir şairin yazmış olduğu rübâ’î sayısı fazla ise bunlar divanların sonunda kafiyelerinin son harflerine göre sıralanmıştır.

Rüba’î, bu nazım biçimine özgü ahreb ve ahrem adları verilmiş iki grup vezinle yazılır. Aslında rübâ’îyi nazım ve kıt’adan ayıran da budur.

Tuyuğ , edebiyat terimi olarak dört mısralı bir nazım biçimi dir. Eski Türk şiirinin dörtlüklerinden doğmuştur. Tuyuğun Oğuz Türklerinin Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Irak’a yerleşmeleriyle kendi edebiyatlarında kullandıkları dört mısralık halk şiirlerinin bu bölgede aruzla yazılan ve Fehleviyyât denilen bestelenmiş rübâ’îlerden etkilenmesiyle ortaya çıktığını ileri sürenler de vardır.

Kafiyelenişi rübâ’îde yaygın olarak görülen “a a x a” düzenindedir (Bak. Örnek: 18 ). Bunun dışında “x a x a” şeklinde; yani, kıt’a biçiminde kafiyelenmiş olanları ve bütün mısraları birbiriyle kafiyeli tuyuğlar da vardır. Tuyuğlar cinaslı kafiyelerin çok kullanıldığı bir nazım biçimidir.

Tuyuğ, genellikle fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün vezniyle yazılır. Az sayıda da olsa bu vezin dışındaki vezinlerle de yazılmış tuyuğ örnekleri vardır.

Tuyuğ daha çok Çağatay ve Azerî edebiyatlarında görülür. Anadolu’da ilk tuyuğ örneklerini Kadı Burhaneddin (öl. 1399) ve Seyyid Nesimî’de (öl. 1404) görüyoruz.








Eski Türk Edebiyatına Giriş:
Biçim ve Ölçü Dersi
3. Ünite Özet

Bendlerden Oluşan Nazım Biçimleri:
Musammatlar


Bend kelimesinin “bağ, boğum, rabıta” gibi sözlük anlamları bulunur. Musammat sözcüğünün asıl anlamı “ipliğe dizilmiş inci”dir. Bend edebiyat terimi olarak en az üç mısradan oluşan bir nazım biriminin adıdır.

Divan şiirinde bendlerden oluşan nazım biçimleri I. grup musammatlar yani müselles, murabba’, terbî’, muhammes, tahmîs, müseddes, tesdîs, müsebba’, tesbî’, müsemmen, tesmîn, mütessa’, mu’aşşer, ta’şîr, II. grup musammatlar yani terkîb-i bend (=terkîb-bend) ve tercî’-i bend (=tercî’- bend)’dir.

Bu nazım biçimlerinin ortak özellikleri birden fazla bendden meydana gelmeleri ve bütün bendlerinin aynı vezinle yazılmış olmasıdır. I. grup musammatlarda genellikle ilk bend kendi içinde, diğer bendlerin son ya da son iki mısra dışında kalan mısraları yine kendi içinde, son ya da son iki mısra ise ilk bendle kafiyelidir. Ancak, az sayıda da olsa bu genellemeden farklı kafiye düzenleriyle yazılmış musammatlara da rastlanmaktadır. Bazı musammatlarda ilk bendin son ya da son iki mısraı her bendin sonunda aynen tekrarlanmıştır. Eğer bir musammatın ilk bendinin son ya da son iki mısraı her bendin sonunda aynen tekrarlanmışsa; bu musammat mütekerrir , tekrarlanmamışsa; müzdevic olarak nitelenir.

Terkîb-i bend ve tercî’-i bend ise, kafiye düzeninde ve bu düzene bağlı olarak bendleri oluşturan nazım biriminde gösterdikleri farklılık nedeniyle diğer musammatlardan ayrılırlar. Bu iki nazım biçiminde her bend son beyitler dışında diğer musammatlar gibi değil, kaside ya da gazel gibi kafiyelenmiştir . Dolayısıyla bu gruptaki musammatlarda bendler mısralardan değil, beyitlerden oluşur.

Ayrıca bu nazım biçimlerinin bir bendindeki beyit sayısı da terkîb-i bendden terkîb-i bende ya da tercî’-i benden tercî’-i bende farklılık gösterir. Terkîb-i bend ve tercî’-i bendlerde her bendin sonunda birbirinden farklı vâsıta ya da bendiyye denilen kendi içinde kafiyeli bir beyit bulunur. Bu beytin kafiyesinin genellikle ilk bend de dahil olmak üzere terkîb-i bendin ya da tercî’-i bendin kafiyesiyle bir ilgisi yoktur. Terkîb-i bend ve tercî’-i bend arasındaki en önemli fark ise vâsıta beytinin terkîb-i bendlerde her bendin sonunda değişmesi; tercî’-i bendlerde ise aynen tekrarlanmasıdır.

Musammatlar hemen her konudaki şiirlerin yazıldığı nazım biçimleridir. Ancak bu nazım biçimlerinde bendlerde anlam bütünlüğü, şiirin tamamında da konu birliği bulunmasına büyük özen gösterilmiştir. Şairler musammatlarda mahlaslarını genellikle son bendde kullanmışlardır.

Divan şiirinde 4 mefâ’îlün ya da 4 müstef’ilün gibi tef’ileleri aynen tekrarlanan vezinlerle yazılan ve genellikle birinci beyit dışındaki beyitlerin her mısraında bir iç kafiye bulunan gazel ve kasideler de musammat olarak nitelenmiştir.

I. Grup Musammatlar

Müselles , edebiyat terimi olarak her bendi üçer mısradan oluşan nazım biçimi nin adıdır. Edebiyatımızda az kullanılmış bir nazım biçimidir. Müzdevic ve mütekerrir müselleslerde kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır:

  1. Mütekerrir: aaA, bbA, ccA, . . .
  2. Müzdevic: aaa, bba, cca, . . .

Murabba ’, edebiyat terimi olarak her bendi dört mısradan oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Murabba edebiyatımızda çok kullanılmış bir nazım biçimidir. Bunun nedeni halk edebiyatının yaygın ve sevilen nazım biçimlerinden biri olan koşmaya benzemesine bağlanmaktadır. Farklı kafiyelenmiş murabbalar da olmakla birlikte bu nazım şeklinde en çok kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır:

  1. Müzdevic: aaaa, bbba, ccca, …
  2. Mütekerrir: aaaA, bbbA, cccA, …

Terbî ’, edebiyat terimi olarak bir gazelin her beytinin üstüne aynı vezin ve kafiyede ikişer mısra eklenerek meydana getirilmiş dört mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Terbîlerde her bendin son iki mısraı beyitlerinin üzerine ikişer mısra eklenen gazele; ilk iki mısraı da terbîi yapan şaire aittir. Bendlerdeki ekleme mısralara zamîme denir. Kafiye düzeni şöyledir:

aa (aa), bb (ba), cc (ca), …

Terbî’in bir de terbî’ edilen gazelin her beytinin iki mısraı arasına aynı vezin ve kafiyede ikişer beyit eklenerek yapılan bir biçimi vardır. Bu yöntemle yapılan terbî’lerde ilk ve son mısra terbî’ edilen gazele, aradaki iki mısra da terbî’i yapan şaire aittir. Böyle terbî’lere terbî’-i mutarraf, yapılan işleme de taştîr (=teştîr) denir. Kafiye düzeni şöyledir:

(a)aa(a), (b)bb(a), (c)cc(a), …

Şarkı, bestelenmeye uygun olarak yazılmış murabbalardır. Şarkı olarak değerlendirilebilecek muhammes ve müseddesler de olmakla birlikte şarkılar genellikle murabba nazım biçimiyle yazılmışlardır. Murabba şarkılarda üçüncü mısraa miyân, her bendin sonunda tekrarlanan mısraa da nakarât denir. Şarkılarda dil sade, bend sayısı azdır. Şarkı yakın zamana kadar halk edebiyatındaki türkünün Divan Şiiri’ndeki karşılığı ve Türk edebiyatına özgü bir nazım biçimi olarak kabul edilmekteydi. Ancak belli bir formu olmadığı için şarkıyı ayrı bir nazım biçimi olarak değil, bestelenmek üzere yazılmış şiirlerin genel adı olarak kabul etmek daha doğru bir yol gibi görünmektedir. Kafiye düzeni şöyledir:

  1. Müzdevic:
    • aaaa, bbba, ccca,…
    • abab, cccb, dddb,…
  2. Mütekerrir:
    • aAaA, bbbA, cccA,…
    • aBaB, cccB, dddB,…
    • aaaA, bbbA, cccA,…

Muhammes , edebiyat terimi olarak beş mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Bu nazım biçimiyle yazılmış şiirlerdeki kafiye düzenleri kullanım sıklıkları göz önünde bulundurularak aşağıda gösterilmiştir:

  1. Müzdevic:
    • aaaaa, bbbba, cccca, . . .
    • bbbba, cccca, dddda, . . .
  2. Mütekerrir:
    • aaaaA, bbbbA, ccccA, …
    • aaaAA, bbbAA, cccAA, . . .

Son sırada verilen kafiye düzeniyle yazılmış muhammeslere daha çok XVIII. ve XIX. yüzyıl şairlerinin divanlarında rastlanmaktadır. Bu muhammeslerin bend sonlarında tekrar edilen mısralar çoğunlukla başka şairlerin şiirlerinden tazmin edilmiş matlalardır.

Divan şiiri nazım biçimleri arasında muhammesin bir de tardiyye ya da tard u rekb adı verilen mef’ûlü mefâ’ilün fe’ûlün vezni ve “bbbba, cccca, dddda, . . .” kafiye düzeniyle yazılmış özel bir biçimi olduğu ileri sürülmektedir. Ancak, “tardiyye” ya da “tard u rekb” bir edebî terim olarak “mesnevîlerde ara söz olarak kullanılmış kaside, gazel, musammat vb. şiirler” anlamındadır ve bir nazım biçimi değildir.

Yanlış olarak bu şekilde adlandırılmış olan muhammeslerin kafiye düzenlerinin ilk bend dışında “aaaaa, bbbba, cccca, dddda...” kafiye düzeniyle yazılmış bir müzdevic muhammesten hiçbir farkı yoktur. Dolayısıyla tard u rekb ya da tardiyye adı verilen muhammesleri farklı kafiye düzeniyle yazılmış müzdevic muhammesler, bu iki terimi de “mesnevîlerde ara söz olarak kullanılmış manzumeler” anlamında kullanmak gerekir.

Tahmîs , edebiyat terimi olarak bir gazelin ya da kasidenin her beytinin başına aynı vezin ve kafiyede üçer mısra eklenerek meydana getirilmiş bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Bir şair tarafından başka bir şairin, nadir olarak da kendi kasidesi ya da gazelinin her beytinin üzerine üçer beyit eklenerek yapılır. Kafiye düzeni şöyledir:

aaa(aa), bbb(ba), ccc(ca), . . .

Tahmîs-i mutarrafın kafiye düzeni şöyledir:

(a)aaa(a), (b)bbb(a), (c)ccc(a), . . .

Müseddes , edebiyat terimi olarak altı mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Divan şiirinde bendlerden oluşan nazım biçimleri içinde murabba ve muhammesten sonra en çok kullanılmış bir nazım biçimidir Müseddeslerde kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır:

  1. Mütekerrir:
    • aaaaaA, bbbbbA, cccccA, . . .
    • aaaaAA, bbbbAA, ccccAA, . . .
  2. Müzdevic:
    • aaaaaa, bbbbba, cccccca,…
    • aaaatt, bbbbuu, ddddvv, ...

Tesdîs, edebiyat terimi olarak bir gazelin her beytinin başına aynı vezin ve kafiyede dörder mısra eklenerek meydana getirilmiş bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Kafiye düzeni şöyledir:

aaaa(aa), bbbb(ba), cccc(ca), . . .

Müsebba’, edebiyat terimi olarak yedi mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Az kullanılmış nazım biçimlerindendir. Müsebba’, edebiyatımızda müsemmen ve mütessa’a göre daha fazla kullanılmış bir nazım biçimidir. Müsebbalarda kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır:

  1. Mütekerrir:
    • aaaaaaA, bbbbbbA, ccccccA, ...
    • aaaaaAA, bbbbbAA, cccccAA. . .
  2. Müzdevic:
    • aaaaaaa, bbbbbba, cccccca ...

Tesbî’, edebiyat terimi olarak bir gazelin her beytinin üstüne aynı vezin ve kafiyede beşer mısra eklenerek elde edilen bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Edebiyatımızda çok az kullanılmış bir nazım biçimidir. Kafiye düzeni şöyledir:

aaaaa(aa), bbbb(ba), …

Müsemmen , edebiyat terimi olarak sekiz mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Az kullanılmış nazım biçimlerindendir Mütekerrir ve müzdevic müsemmenlerde kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır:

  1. Mütekerrir:
    • aaaaaaaA, bbbbbbbA, cccccccA, …
    • aaaaaaAA, bbbbbbAA, ccccccAA, …
  2. Müzdevic:
    • aaaaaaaa, bbbbbbba, ccccccca, …
    • aaaaaaaa, bbbbbbaa, cccccccaa, …
    • aaaaaa-ss, bbbbbb-şş, cccccc-tt, …

Tesmîn , edebiyat terimi olarak bir gazelin her beytinin üzerine aynı vezin ve kafiyede altı mısra ilâvesiyle elde edilen bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Çok az kullanılmış bir nazım biçimidir. Kafiye düzeni şöyledir:

aaaaaa(aa), bbbbbb(ba), …

Mütessa ’, edebiyat terimi olarak her bendi dokuz mısradan oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Bilindiği kadarıyla bu nazım biçimini hiçbir ünlü Divan şairi kullanmamıştır. Kuramsal olarak mütekerrir ve müzdevic mütessaların kafiye düzeni şöyle olabilir:

  1. Mütekerrir:
    • aaaaaaaaA, bbbbbbbbA, ccccccccA, …
    • aaaaaaaAA, bbbbbbbAA, cccccccAA, …
  2. Müzdevic:
    • aaaaaaaaa, bbbbbbbba, cccccccca, …
    • aaaaaaaaa, bbbbbbbaa, ccccccccaa, …
    • aaaaaaass, bbbbbbbşş, ccccccctt, …

Mu’aşşer, edebiyat terimi olarak on mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Elimizde sadece mütekerrir örnekleri bulunan muaşşerin henüz müzdevic şekline rastlanmamıştır. Mütekerrir mu’aşşerlerin kafiye düzeni iki şekildedir:

  1. aaaaaaaaaA, bbbbbbbbbA
  2. aaaaaaaaAA, bbbbbbbbAA

Kuramsal olarak müzdevic mu’aşşerin kafiyesi de “aaaaaaaaa, bbbbbbbba, cccccccca, . . .” düzeninde olmalıdır.

Ta’şîr edebiyat terimi olarak bir gazelin her beytinin üzerine sekiz mısra eklenerek elde edilmiş bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Edebiyatımızda az kullanılmış nazım biçimlerindendir. Kafiye düzeni şöyledir:

aaaaaaaa(aa), bbbbbbbb(ba) . . .

II. Grup Musammatlar

Terkîb-i Bend , edebiyat terimi olarak her bendindeki beyit sayısı genellikle 6 ile 10 arasında olan ve en az üç bendden meydana gelen bir nazım biçiminin adıdır. Kafiye düzeni terkîb-i bendi diğer musammatlardan ayıran en önemli özelliktir:

  1. aa xa xa xa xa rr; bb xb xb xb xb ss, . . .
  2. aa xa xa xa xa aa; bb xb xb xb xb aa, . . .

Terkîb-i bendlerde bu iki kafiye düzeninden en çok kullanılmış olanı ilkidir. İkinci kafiye düzeni bu nazım biçiminde nadir olarak kullanılmıştır. Terkîb-i bendlerde en çok kullanılmış vezinler mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün ve mef’ûlü fâ’ilâtü mefâ’îlü fâ’ilün dür.

Mersiye türünün en güzel örnekleri de bu nazım biçimiyle yazılmıştır. Terkîb-i bend, edebiyatımızda çok kullanılmış nazım biçimlerindendir. Türk edebiyatında en ünlü terkîb-i bend, Ruhî-i Bağdadî (öl.1605)’nin her bendi 8 beyitten oluşan 17 bendlik manzumesidir. Ruhî’nin bu terkîb-i bendi çok beğenilmiş; birçok şair tarafından da tanzîr edilmiştir. Ancak bu nazîreler içinde en beğenileni Ziya Paşa (öl. 1880)’nın yazdığı nazîre olmuştur.

Tercî’-i bend, her bendindeki beyit sayısı genellikle 4 ile 10 arasında olan ve en az üç bendden meydana gelen bir nazım biçimidir. Vasıta beyti ise bendlerden bağımsız olarak kendi içinde kafiyelidir ve her bendin sonunda aynen tekrarlanır. Kafiye düzeni şöyledir:

aa, xa, xa, xa, xa ZZ ; bb, xb, xb, xb, xb ZZ, . . .

Tercî-i bend, Türk edebiyatında XIV. yüzyıldan itibaren görülen bir nazım biçimidir. Ziya Paşa’nın tercî’-i bendi bu nazım şeklinin edebiyatımızdaki en başarılı örneklerindendir.


 








 

 
Bugün 5 ziyaretçi (6 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol