HEG-VİZE-ÖZET-






Halk Edebiyatına Giriş 1 Dersi
1. Ünite Özet

Kültür Ve İletişim


Kültür Kavramı ve Oluşumunda Sözlü iletişimin Yeri ve Rolü

İnsan, yeryüzünde yaşayan diğer canlılara göre bütünleşik korunma mekanizmalarından yoksun ve meşakkatli bir gelişim sürecine sahip olmasına rağmen, dünyanın her yerinde ve hatta dışında yaşayabilen tek canlı türüdür.

İnsanoğlu, ilk çağlardan itibaren, doğa karşısındaki eksik yönlerini, zayıflıklarını ve hayatını idame ettirmeye çalışırken karşılaştığı güçlükleri, gerek icat ettiği fiziksel araç ve gereçlerle, gerekse zihinsel araçlarla büyük oranda oranda ortadan kaldırmış veya azaltmıştır.

Kültür ise, insan tarafından ihtiyaçların ve zayıflıkların giderilmesi adına başlangıçtan beri doğaya eklenmiş; fikri ve estetik üretim alanlarını, davranış, alışkanlık, gelenek ve görenekleri barındıran yaratma ve donatmalar bütünüdür.

İnsanın içinde büyüdüğü, öğrendiği ve benimsediği kültüre ulusal kültür, kültürün sosyal bir yapıya dönüşmesini sağlayan olguya da iletişim denir.

İnsan, hem ihtiyaçlarını giderme yöntemi olarak hem de interaktif yapısı gereği duygu, düşünce ve tecrübelerini hemcinsleri ile paylaşma gereği duymuştur. Bu gereklilik ortaya iletişimi çıkarmıştır.İletişimi dil vasıtasıyla gerçekleştiren insan da “konuşma” yı meydana getirmiştir. Bu bilgilere dayanarak insanın eskimeyen kadim sıkıntısı “yarın sorunu” olmuş, bunu gidermek adına maddi kültür adına gıda saklama tekniklerini, manevi anlamda da duygu, düşünce ve tecrübeleri saklama(aktarma) tekniklerini geliştirmiş, bu süreç için büyük bedeller ödemiştir.

Bir kişiden diğerine yapılan bu aktarım ve bu aktarım sonucu olarak oluşan birikim de kültürün farklı bir açıdan görünüşü olarak ele alınırsa, aktarımın en etkili aracı, yazılı iletişim ortaya çıkana kadar etkin bir biçimde kullanılan “sözlü edebiyat”(halk edebiyatı)dır.

İnsanoğlunun kalıplaşmış ve ritmik ifadelerin kolayca hafızada yer ettiğini keşfetmiş olduğunu varsayarsak, birikimlerini gerektiğinde kullanabilmek için “sözlü edebiyatı” icat etmiştir.

Konuşmaya ve Yazıya Dayalı İletişim Biçimlerinin Temel Özellikleri

İletişim, duygu, düşünce, bilgi ve becerilerin aktarılma süreci olup, günümüzde elektronik, yazı ve resim yoluyla birçok çeşidi bulunmaktadır. En eski iletişim yolu sözlü iletişimdir ve sözlü iletişimin kullanıldığı ortamlara sözlü kültür ortamı denilmektedir. Bu kavram kendi içinde;

  • birincil sözlü kültür ortamı
  • ikincil sözlü kültür ortamı olarak ikiye ayrılmaktadır.

Birincil Sözlü Kültür Ortamında , paylaşım hafıza temelli kurulmuştur. Kolay ezbere alınabilen ve ritmik tekrarlarla ahengi barındıran müzik, şiir gibi biçimler seçilerek edebi geleneklerin ortaya çıkmasında rol alınmış ve hafızaya yönelik bu biçimler dışına çıkılmamıştır.

İkincil Sözlü Kültür Ortamında , bilgi, duygu ve düşünceleri yazı ve elektronik kayıt imkânlarıyla depolama ve saklama teknikleri yer aldığından, ikincil sözlü kültür ortamı birincil sözlü kültür ortamından ayrılmaktadır.

Bu görüşü takiben temelinde korunma içgüdüsü ve şükran yatan ritüel (kuttören) adı verilen kalıplaşmış hareket ve davranışlar sonucu dini ritüeller ve “dans” kültürel olgusu kendisini göstermiştir.

Evrensel olarak ilk edebî gelenekler şiir formunda ortaya çıkmıştır. Şiirin yanı sıra müzik ve ezginin de ezberlemeyi ve gerektiğinde kolayca hatırlanmayı sağlaması, sözü zamana karşı dayanıklı kılması nedeniyle evrensel olarak kullanıldığı bilinmektedir.

İnsanlık tarihinde ilk olarak ortaya çıkan müzik eşliğinde icra edilen bu ilk edebî geleneklerin tamamı dinî içeriklidir. Din dışı (secular) edebi geleneklerin oluşturulması ise nispeten yakın bir tarihe tekabül etmektedir.

Genel olarak birincil sözlü kültür ortamında bahsedilen ögeler birbirleriyle iç içe geçmiş, kolay hatırlanabilecek olmasının gerekliliği de varlığı adına en önemli parçayı oluşturmuştur.

Sözlü kültür ortamının bu konumda yerleşmesinin en büyük nedeni yazılı kültür ortamında bulunan “sabit metinlere” sahip olmayışıdır. Sabit metinin olmayışı bireyi “teatral”(adeta bir tiyatro gibi) bir biçimde ifade edilen ve sadece hafızanın kullanıldığı bir anlatıya mecbur bırakır. Öte yandan yazılı metinin bulunduğu alanda yazar istediği gibi ekleme çıkarma ve düzeltme yapma şansına sahiptir.

Atasözleri, deyimler ve diğer kültürel olguların, çoğu kez birbirine benzer ve kullanıma hazır halde olmasının temel sebebi, anlatı, şiir vb. biçimlerin sözlü kültür ortamında can bulmuş olmasıdır.

Yüksek Kültür ve Halk Kültürü Tabakalaşması

Kültürün doğası gereği zaman içinde bazı çeşitlenmeler ve farklılıklar meydana gelmektedir. Bu farklılıklar sonucu hemen hemen her kültürde;

  • yüksek kültür (high culture)
  • halk kültürü (folk culture)

olarak adlandırılan 2 çeşit sınıf oluşmaktadır. Yüksek kültüre konumu ve iletişim aracından hareketle resmî kültür veya kitabî/yazılı kültür de denilmektedir. Bilgi kaynağı ve özelliğinden ortaya çıkan kültürel farklılıklar 2’ye ayrılarak değerlendirilebilir. Bunlar;

  • Bilimsel bilgi
  • Halkbilimi (gündelik bilgi-everyday knowledge-) şeklindedir.

Burada bilimsel bilgi;

  • objektif
  • yöntemsel
  • tutarlı
  • sistemli
  • eleştiriye açık

olup, bu bilgiye dayalı yaşantıların oluşturduğu tabakaya resmi kültür veya yüksek kültür adı erilmektedir. Gündelik bilgi ise, günlük hayatın sınırları içinde gelişen ve kısmen bilimsel doğruluğu olan bilgidir.

Gündelik bilgi, duyum ve algıya dayanan deneme-yanılma ile elde edilen, bilen (suje) bilinen (obje) ilişkisi sezgi yoluyla oluşan sezgisel ve deneyimsel (empirik) kaynaklı geleneksel bilgidir. Örneğin gökyüzü ve bulut hareketlerine bakarak eski çağlarda hava durumu tahmini edilmesi deneyimsel- sezgisel bir bilgidir. Ancak her durumda gündelik bilgi bilimsel gerçeklikle örtüşmemektedir. Örneğin batıl inançlar ve ön yargılar da bilimsel bilgiyle örtüşmeyen gündelik bilgilerdir.

Halk kültürü ile resmi kültür tabakalaşmasına sebep olan etkenlerden biri de eski kültür tanımıdır. Eski kültür tanımında halk kültürü okuma-yazma bilmeyen, kırsal kesimde yaşayan insanların kültürü olarak düşünülmüş, resmi kültür ise, aristokratların zevkleri çerçevesinde gelişmiş “yüksek tabaka”ya ait özellikler bütünü olarak ele alınmıştır.

Halk biliminin araştırma alanını halk kültürü oluşturur. Halk kültürünün 18. yüzyıldan sonra derlenen masal, mit, türkü, destan, ninni gibi sözlü edebiyat türleri Halk Edebiyatı olarak adlandırılmıştır.

Halk Edebiyatı Kavramı Türkçede, edebiyat kelimesinden önce “edeb ilmi” terimi kullanılmış, özellikle Ziya Paşa’nın Şiir ve İnşa makalesiyle birlikte edebiyat halka yönelmeye başlamıştır. Batıda özellikle Amerika kıtasının keşfiyle birlikte sözlü geleneği saf bir şeklide sürdüren halk, o dönem aydınlarının dikkatini çekmiştir. Böylece “halka doğru” parolasıyla yerli halkın sözlü geleneği derlenerek yazıya geçirilmeye başlanmıştır. Avrupa’da bu durum Fransız İhtilali ile kabaran milliyetçi duygular çerçevesinde gelişmiştir. Türkiye’de ise 20. Yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. Özellikle, 1908 sonrası Ziya Gökalp, Rıza Tevfik Bölükbaşı ve Mehmed Fuad Köprülü gibi Türkçülük akımının önde gelen isimleri, halk arasındaki sözlü gelenek ürünlerini, Fransızca Litérature populaire veya İngilizce Folk Literature terimini Türkçeleştirerek Halk Edebiyatı olarak adlandırmış ve derlediklerini yayınlamaya başlamışlardır. İslâmiyetin kabulünden sonra ise aydınlar Türk milletini;

  • Havâs
  • Avâm

olarak 2 sınıfa ayırmışlardır. Bu süreçte oluşturulan edebi eserler ise günümüzde;

  • Eski Türk Edebiyatı
  • Divan Edebiyatı veya Klasik Türk Edebiyatı

şeklinde sınıflandırılıp incelenmektedir.

İslamiyet öncesi dönem Türk edebiyatı ise, Şamanizm veya “kamlık” dinleri çerçevesinde “kopuz” çalgısıyla eşlik edilerek oluşturulan Ozan-Baksı edebiyatı olarak da adlandırılan sözlü ürünleri temsil etmektedir.

Bu çerçevede kopuz eşliğinde koşuklar (koşmalar), sagular (ağıtlar), mitler, atasözleri, epik destanlar, masallar, efsaneler gibi pek çok türde eserler meydana gelmiştir. İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, Türk milli edebiyat geleneği olarak da adlandırılmaktadır.

İslâmiyetin geniş Türk kitlelerince benimsenmesinden ve özellikle de medresede yetişen ve kendini havâs (seçkin), medrese eğitimi almamışları da avâm (halk) sayan bu anlayış sözlü Türk edebiyat geleneğini yok saymaya çalışmıştır. Buna rağmen Türk millî edebiyat geleneği veya daha doğru bir terimle Türk sözlü edebiyat geleneği olarak da adlandırabileceğimiz, Türk Halk Edebiyatı geleneği, yaşamaya ve zenginleşip çeşitlenmeye devam etmiştir.



Halk Edebiyatına Giriş 1 Dersi
2. Ünite Özet

Halk Edebiyatı Alanı Ve Araştırma Yöntemler


Halkbilimi ve Halk Edebiyatı İlişkisi

Halkbilimi, bir ülkede yaşayan halkın kültür ürünlerin, geleneklerini, törelerini halk inançların, halk müziğini, halk oyunlarını, halk edebiyatını, halk mimarlığını, halk hekimliğini ve benzerlerini inceleyerek bunların birbirleriyle ilişkilerini ortaya koyan; kaynak, gelişim, etkileşim gibi sorunlarını kendine özgü yöntemlerle çözmeye; sonuç, kural, kuram (nazariye) ve yasaları bulmaya çalışana bir bilim dalıdır. Halk Edebiyatı, ait olduğu ulusun yaşayış, inanç, duygu ve kültürel karakterini yansıtan ağırlıklı olarak sözlü bir edebiyattır. Halk Edebiyatının edebi türleri sözlü kültür ortamında doğaçlama olarak yaratılır ve kişiden kişiye, kuşaktan kuşağa sözlü aktarım yoluyla yayılarak varlığını sürdürür.

Halkbilimi çalışmalarının başlangıç tarihi, Almanya’da Jacob ve Wilhem Grimm kardeşlerin “Ev ve Çocuk Masalları” adlı sözlü gelenekten derleyerek oluşturdukları masal kitaplarını yayınladıkları 1812 yılı kabul edilmektedir.

Bir ülke veya belirli bir bölge halkına ya da aralarında en az bir müşterek faktör (meslek, cinsiyet, dil, din vb.) bulunan bir toplumsal gruba ilişkin maddi ve manevi alanlardaki kültürel ürünleri ve onların canlı, adeta tiyatro gibi dışavurum şeklinde icra olunan gösterimleri Halkbilimin konusudur.

Halkbilimi disiplini başta tarih, edebiyat, sosyoloji, antropoloji, psikoloji, etnoloji, arkeoloji, dinler tarihi, sanat tarihi, dilbilimi, coğrafya, tıp, hukuk, mimarlık, veterinerlik, ilahiyat olmak üzere neredeyse sosyal ve beşeri bilimlerin hepsiyle ilişkilidir. Halkbilimi, sosyokültürel ekolojisi içinde insanı ve bütüncül bir bakış açısıyla insanın kültürel çevresini anlamağa çalışır. Halkbilimi (folklor) rastgele kişilerin değil, bir kültür topluluğunun ortak malı olduğu içindir ki milli bir bünyenin parçası olmak durumundadır. Halk edebiyatı veya sözlü edebiyat, Halkbiliminin en eski ve yaygın çalışma alanlarından birisidir. Ziya Gökalp, Mehmed Fuad Köprülü ve Rıza Tevfik Bölükbaşı, Türkiye’de Halkbilimiyle ilgili ilk çalışmaları yapmaları nedeniyle, Türk Halk Bilimi çalışmalarının öncüleri kabul edilirler. Türkiye’de Halkbilimi konusunda sistemli ve yaygın çalışmalara Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetleri döneminde başlanmış ve Cumhuriyet döneminde daha somut gelişmeler kaydedilmiştir.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yer alan Halkbilimiyle ilgili faaliyetlerde açıkça görülüyor ki, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk, Türk kültürünün temeli ve kaynağı olan Türk folkloruyla yakından ilgilenmiştir.

İstanbul Üniversitesine bağlı Memed Fuad Köprülü tarafından kurulan Türkiyat Enstitüsü ülkemizde bu konuda eğitim veren ve yayın yapan ilk kuruluştur.

Halk Edebiyatının Sınırları ve Sınıflandırması

Türk milletinin ilk günden günümüze kadar daima gelişen, fakat mahiyetini değiştirmeyen müşterek milli geleneğe bağlı edebiyatları vardır.

Halkın ortak malı sayılan ve uzunca bir müddet halkın “kollektif” olarak meydana getirdiği düşüncesiyle ve “halkın ruhu”nu en iyi yansıttığı hükmüyle, özel bir önem verilen şiirlere, mitlere, masallara, efsanelere, memoratlara, atasözü, epik destan, bilmece ve benzeri edebi ürünlere Anonim Halk Edebiyatı adı verilmektedir.

Türk Halk Edebiyatı kendi içinde Anonim Halk Edebiyatı, Tekke ve Tasavvufi Halk Edebiyatı ve Aşık Tarzı Halk Edebiyatı olarak üç kısma ayrılır.

Türk Halk Edebiyatının anonim, Tekke-tasavvufi ve Aşık gibi üç bölümünde de sürekliliği ve müşterekliği sağlayan temel unsurlar şunlardır:

a. Türk Halk Edebiyatında hece vezni, kafiye düzeni, nazım birimi olarak dörtlüklere dayalı türleri ve nazım öğeleri müşterektir ve her üç edebi gelenekte de süreklilik göstermektedir.

b. Türk halk şiiri destan ve halk hikayesi gibi türleri daima müzikle birlikte icra edilmiştir. Halk şiirinin Anonim, Aşık ve Tekke geleneklerinin şiirleri çoğu kez bir müzik aletinin eşliğinde söylenir.

c. Halk şiirinin icrasında daima diyologa yer verilmiştir. Anonim, Tekke-tasavvufi ve Aşık şiir geleneklerinde her zaman diyalog yer almıştır.

d. Türk Halk Edebiyatının bütün türlerinde eserler başlangıcından bu yana irticalen(doğaçlama) yaratılmış, ezberlenip hafızalarda muhafaza edilerek sözlü gelenek vasıtasıyla yayılmıştır.

e. Türk Halk Edebiyatı ürünleri, sözlü olma, geleneğe bağlılık, çeşitlenme, sözlü kültür ortamında anonimleşebilme ve kalıplaşma gibi sözlü edebiyatın evrensel niteliklerini taşımaktadır.

f. Halk Edebiyatının Anonim, Aşık, Tekke gibi geleneklerinde oluşturulan ürünlerde yaratıldıkları devrin ve çevrenin yaygın Türkçesi kullanılmıştır.

Türk Halk Edebiyatının Tarihçesi

Halk Edebiyatı Halkbilimi içinde ayrı bir araştırma alanıdır. “Halk Edebiyatı” terimi, yazılı ve sözlü edebi geleneklerin sınırlarını belirlemek amacıyla XIX. Yüzyılın sonlarıyla, XX. Yüzyılın başlarında tercüme yoluyla Türkçeye kazandırılmış ve bu alanda Türkiye’de yapılan çalışmalarda kullanılmaya başlanmıştır.

Rıza Tevfik Bölükbaşı ve Mehmed Fuad Köprülü’nün Halk Edebiyatına ilgi duyan bazı araştırmacıların günlük gazetelerde, bir halk şairinin ya bir tek şiirini veya şiirlerini toplayarak bu şiirlerin değerlendirilmesi tarzında hazırladıkları çalışmalar, Halk Edebiyatı ile ilgili yapılan ilk çalışmalardır.

Memed Fuad Köprülü Türkiye’de Türkolojinin (Türklük Bilimi) kurucusu olarak kabul edilir. “Türk Edebiyat Tarihi” adıyla 1920 yılında yayınlanan çalışması Türkiye’de çağdaş bakış açısıyla hazırlanan ilk Türk edebiyatı tarihidir. Köprülü 1915 yılında Milli Tetebbular Mecmuası’nın ilk sayısında yayınlanan “Aşık Tarzının Menşei ve Tekamülü” adlı çalışmasıyla, Türkiye’de Aşık Edebiyatı üzerine ilk çalışmayı yapmıştır. 1929 yılında “XVII. Asır Saz Şairlerinden Gevheri” ve “XIX. Asır Saz Şairlerinden Erzurumlu Emrah”, 1930 yılında “XVI. Asrın sonuna kadar Türk Saz Şairleri” ve “XVII. Asır Saz Şairlerinden Kayıkçı Kul Mustafa ve Genç Osman Hikayesi”, 1962-65 yılları arasında ise beş cilt halinde Saz Şairleri Antolojisi eserini yayınlamıştır.

Köprülü Tekke ve Tasavvufi Halk Edebiyatı çalışmalarının temelini atıp bu yöndeki araştırma eğilimini belirleyip şekillendirdiği eserini, 1919 yılında “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” adıyla yayınlamıştır.

Türkiye’de masal derlemelerinde ilk çalışmayı Ziya Gökalp yapmıştır. Gökalp’in Küçük Mecmua’da yayınladığı “Usullere Dair: Halkiyat (1) Masallar” ve “Usullere Dair: Tandır-name” adlı yazıları masal derlemelerinde takip edilecek yol ve yöntem konusunda bilgi veren ilk çalışmadır. Altın Işık adlı eseri ise folklordan faydalanarak ortaya daha modern ve çağdaş eserler koymanın ülkemizdeki ilk denemesi ve örneğidir.

Halk Edebiyatı çalışmalarının önde gelen isimlerinden birisi de Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’dur. Fındıkoğlu halk şiirimizin edebiyat tarihindeki yerini incelerken halk şiirini eski ve yeni Türk yazılı edebiyatlarıyla karşılaştırmıştır.

Cumhuriyetin kuruluş yılları, Halk Edebiyatı alanında birbiri ardınca yeni ve kendilerinden sonra gelen araştırmaları yönlendiren eserlerin verildiği bir dönemdir.

Saadettin Nüzhet (Ergun) ve M. Ferit’in 1926 yılında yayınladıkları “Konya Halkıyat ve Harsiyatı” adlı eseri alan araştırmasına dayalı bir yöre monografisi olarak hazırlanmış ilk derli toplu çalışmadır. İkincisi Çankırılı Ahmet Talat Onay’ın 1928 yılında yayınladığı “Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i” adlı pek çok yönden günümüzde de aşılmamış çalışmasıdır. Bu eserde, Halk Edebiyatı ürünleri üzerine özellikle de tür ve şekil özelliklerine dair ilk değerli yer almıştır.


Halk Edebiyatının Yazılı Kaynaklar

Halk Edebiyatı esas olarak sözlü bir edebiyat geleneği olmakla birlikte bu edebiyat geleneğiyle ilgili olarak geçmişte doğrudan veya dolaylı olarak yapılan çeşitli yazılı kayıtlar vardır. Halk Edebiyatı ilgili olarak yapılan araştırmalarda, kütüphanelerde, özel kitaplıklarda bulunan cönk, mecmua ve pek çok konuda bilgiler içeren yazmalarla, daha önce derlenerek çeşitli kitap ve dergilerde yayınlanmış veya arşivlenmiş bu yazılı kaynaklardan yararlanılır. Türk Halk Edebiyatının yazılı kaynaklarından bazılarını kronolojik olarak şöyle sıralayabiliriz:

  1. Çin Yıllıkları
  2. Bengütaş Yazıtlar (Göktürk Abideleri)
  3. Eski Uygur Metinleri
  4. Kutadgu Bilig
  5. Divanu Lügati’t-Türk
  6. Atabetü’l-Hakayık
  7. Divan-ı Hikmet
  8. Codex Cumanicus
  9. Dede Korkut Kitabı
  10. Tarih Kitapları
  11. Atasözü Kitapları
  12. Masal Kitapları
  13. Osmanlı ve Cumhuriyet Yıllıkları
  14. Fıkra Kitapları
  15. Menakıb-nameler
  16. Şair-nameler
  17. Destan Kitapları
  18. Seyahat-nameler
  19. Divan Edebiyatı Eserleri
  20. Günlük Gazeteler
  21. Cönkler ve Mecmualar

Yazılı ve basılı kaynakları kullanmak isteyen bir araştırıcı, önce bibliyografyalara müracaat etmek zorundadır. Bibliyografyalar belli bir konu veya çeşitli konulardaki yayınların listesidir. Türk Halk Edebiyatı ve Halk Bilimiyle ilgili en önemli genel bibliyografya “Türk Folklor ve Etnografya Bibliyografyası” adlı 4 ciltlik eserdir.

Sözlü Kaynaklardan Halk Edebiyatı Derleme Yöntemleri

Alan Araştırması: Halk Edebiyatı ile ilgili araştırma ve çalışmalarda, seçilen konuya ilişkin özgün ve güvenilir bilgi elde etmek, Halk Edebiyatı örnekleri derlemek ve bu eserleri yaratan ve tüketen sosyal ve kültürel çevrelere dair bilgiler edinmek için araştırıcının araştırma yapacağı bireyin, grubun, ya da topluluğun yaşadığı yere giderek yaptığı çalışmaya “alan araştırması” denir. Alan araştırmasında kullanılan yöntemler şunlardır:

a. Gözlem (müşahede) Yöntemi

b. Görüşme (mülakat) Yöntemi

c. Anket Yöntemi

d. Buldurmaca Listesi Yöntemi

Gözlem (Müşahede) Yöntemi: Gözlem alan araştırmacısının, bir sözlü edebiyat icra olayını dıştan veya içten bakması, gördüğü durumu olduğu gibi tarif etmek süratiyle kağıda geçirmesi/yazması esasına dayanan bilgi toplama yöntemidir. Gözlem türleri “katılımlı gözlem”(içten bakış) ve “katılımsız gözlem” (dıştan bakış” olarak ikiye ayrılır.

Bir halkbilimci araştırması süresince, değer hükümlerinden uzak durmak, tarafsız gözlemci konumunu ve tahlilci tavrını sürdürmek mecburiyetindedir. Katılımlı gözlem yöntemi öncelikle araştırmacının derleme maksadıyla orada bulunduğu bilinmediği için, derleyiciye derlemek istediği konuyu en doğal haliyle görme ve inceleme imkanı sağlayacaktır. Gözlem yoluyla elde edilen bilgilerin mutlaka olayın oluş sırasına göre kaydedilmesi gerekir. Halk Edebiyatı alan araştırmacılarının gözlem yoluyla elde ettikleri bilgileri olduğu gibi kaydetmeleri, tahminde bulunmamaları, kendi yorumlarını topladıkları malzemeye katmamaları bilimsel ve iş etiği kuralıdır.

Görüşme (Mülakat) Yöntemi: Görüşme yöntemi, araştırmacının, araştırma yerinde kaynak kişilere araştırdığı konularda daha önce hazırladığı soruları görüşme yoluyla sorarak bilgi edinmesi yöntemidir. Halk Edebiyatı çalışmalarında kullanımı en yaygın yöntemlerden birisidir. Görüşmelerde sorular, açık uçlu, yönlendirmeyici ve dolaysız, doğrudan konuyla ilgili sorular olmalıdır. Görüşme sırasında alınan cevaplar ya doğrudan yazılarak veya teyple banda alınarak daha sonra yazıya geçirilmelidir

Anket Yöntemi: Geniş bir bölgenin Halk Edebiyatı ürünlerini tespit amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Anket yöntemi, görüşme ve gözlemlere konu olacak Halk Edebiyatı türleri ve bunların sözlü kültür ortamında icralarına dair ön bilgi edinmede işe yarar. Araştırmanın sınırlamasına göre bir veya birkaç sorudan oluşabilir.

Buldurmaca Listesi Yöntemi: Ankete çok benzeyen ve bazı derleyiciler tarafından daha çok kaynak kişi bulmada kullanılan “Buldurmaca Listesi” vardır. Tipik başlıklardan, ilk mısralardan, koro sözlerinden, önemli cümlelerden ve hadise özetlerinden ibaret olan bu listeler, hatırlanmayı kolaylaştırmak için kaynak kişiye okunur. Kaynak kişi bunların yardımıyla hatırladığı parçanın kendi varyantını icra eder. Hiçbir zaman doğru tek varyant olmadığına göre derleyici, kaynak kişiye kendi varyantının şimdiye kadar duyduğu en iyi varyant olduğunu söylemesi yerinde bir davranıştır.










Halk Edebiyatına Giriş 1 Dersi
3. Ünite Özet

Halk Şiirinde Tür Ve Şekil


Halk Şiirinde Ölçü ve Durak

Halk şiiri terimiyle, halkın içinden yetişmiş kişilerin (ozanların, âşıkların) veya adları bilinmeyen halk sanatçılarının ulusal ölçü (hece ölçüsüyle) ve bu şiir geleneğine özel şekil, biçim ve türlerde ortaya koydukları manzum ürünler anlaşılır. Halk şiirinin içinde hem bireysel hem de anonim ürünler yer alır.

Ölçü(Vezin): Şiirde ahenk ve ritmik tekrarların aynı olmasını sağlayan ve bir anlamda mısraları sabitleştiren araç, onların ölçüsüdür. Türk halk şiirinde en çok kullanılan ölçü hece ölçüsüdür. Hece ölçüsünde esas, mısralardaki hece sayısının birbirine eşitliğidir. Halk şiirinde halk şairleri hece ölçüsünün yanı sıra, XI. yüzyıldan XX. Yüzyıla kadar Türk edebiyatında yaygın bir şekilde kullanılan aruz ölçüsüyle de şiirler yazmışlardır.

Durak: Hece ölçüsüyle söylenmiş veya yazılmış mısraların gelenekselleşmiş bölümlere ayrılmasına “durak” denilir. Duraklar mısrada kelime ortasından bölünmez. Duraklar, mısralarda tek düzeliği önler ve anlatımı zenginleştirir. Durakların geleneksel bir düzenleri vardır. Çift heceli (6, 8, 10, 12, 14, 16) mısralarda durak, mısrayı iki eşit parçaya böler. Tek heceli (3, 5, 7, 9, 11, 13, 15) mısralarda ise, genellikle çok heceli kısım mısranın ilk yarısında, az heceli kısımsa mısranın ikinci yarısında bulunur. Bazı hece ölçüsü kalıplarının duraklarını şu şekilde gösterebiliriz:

a) Hece sayısı az olan ölçülerde mısralar ya hiç bölünmez ya da sadece ikiye bölünür.

  • İki durağa bölünen ölçüler, (2+3=5), (3+3=6), (4+3=7), (3+4=7), (4+4=8),(5+5=10), (6+5=11), (7+7=14) şeklindedir.

b) Hece sayısı çok olan mısralar, ikiye, üçe hatta dörde bölünür

  • Üç durağa bölünen ölçüler, (3+3+3=9), (4+4+3=11), (4+4+4=12),(4+4+5=13) şeklindedir.
  • Dört durağa bölünen ölçüler (4+4+4+4=16), (4+4+4+3=15) şeklindedir.

Halk Şiirinde Kafiye ve Redif

Bir şiirin en az iki mısraı arasında ve en az bir ortak sese bağlı olarak meydana getirilen ses benzerliğine kafiye denir. Ancak, bir şiirin mısraları arasındaki ses benzerliği sadece kafiye ile sağlanabileceği gibi, genellikle kafiyeli söze redif dediğimiz ve aynen tekrarlanan “ek” yahut “kelime”lerin eklenmesiyle de sağlanabilir.

Halk şiirinde kafiye: Kafiye, ses benzerliğinin azlığına, çokluğuna göre çeşitlenir. Halk şiirinde kafiye çeşitleri şunlardır:

  • Yarım kafiye
  • Tam kafiye
  • Zengin kafiye
  • Tunç kafiye
  • Cinaslı kafiye

Yarım Kafiye: Benzerliği çoğunlukla bir tek sessiz harfe dayanan kafiyelerdir. Türk halk şirinde yarım kafiye son derece yaygın olarak kullanılmıştır. Halk şairleri çok eski çağlardan beri kafiye konusunda hafif bir ses benzerliğini yeterli görmüşlerdir. Özellikle de doğaçlama olarak karşılıklı söyledikleri şiirlerle birbiriyle atışarak yarışan, atışma veya deyişme yapan ozanlar kafiye bulma ve oluşturmadaki kolaylığı nedeniyle yarım kafiyeyi seçmişlerdir.

Tam Kafiye: Ses benzerlikleri çoğunlukla bir sessiz ve bir sesli harfe dayanan kafiyelerdir. Türkçeye Arapça ve Farsçadan geçen ve aynı uzun sesli ile biten kelimeler, başka benzerlikleri olmasa da, tam kafiye sayılırlar.

Zengin Kafiye: Mısra sonlarında redif dışında üç veya daha fazla sesin benzeşmesine denilir. Arapça ve Farsçadan geçen kelimelerde bir sessizle bir uzun sesliden (â, û, î gibi) ibaret kelimeler, içinde uzun ünlü bulundurmaları sebebiyle zengin kafiye olarak kabul edilirler.

Tunç Kafiye: Kafiyeyi oluşturan ses benzeşmelerinin üçten fazla olması halinde, kafiye olan kelimelerden birinin diğerinin sonunda aynen tekrar edilmesiyle oluşan kafiyeye denir.

Cinaslı Kafiye: Sesçe aynı, anlamca ayrı olan kelimelerden veya kelime gruplarından yapılmış kafiyelere denir.

Kafiye ile ilgili diğer unsurlar şunlardır:

Ana Kafiye (Ayak): Bir halk şiirinin bütün dörtlüklerinde belli bir plan dahilinde tekrarlanan kafiyelere, “ana kafiye” adı verilir. Âşık şiirinde ana kafiyeye “ayak” da denir.

İç Kafiye : Hem halk şiirinde hem de divan şiirinde kullanılan iç kafiye , bir şiirde mısra sonları dışında mısra içinde uygun yerlerde kafiye bulunmasına denilir. İçerisinde iç kafiye bulunan şiire musammat adı verilir.

Halk şiirinde kafiyeyi şekil bakımından yani kafiye örgüsüne göre incelersek; düz kafiye, çapraz kafiyenin kullanıldığı görülmektedir.

Düz Kafiye: Kafiyelerin alt alta sıralandığı dizelerde görülen kafiye örgüsüdür.

Çapraz Kafiye: Kafiyelerin birer aralıkla sıralandığı dizelerde görülen kafiye örgüsüdür.

Halk şiirinde redif: Redif şiirde kafiye kelimesinden sonra gelen, anlam ve görevi bir olan ek ve kelimelere denilir. Halk şiirinde duygu, düşünce ve benzetme üretmedeki işlevselliği nedeniyle redife çok önem verilir. Halk şiirinde redifin en önemli görevi, kafiye bulmakta güçlük çekilen kelimeleri dize sonunda getirebilmekte sağladığı kolaylıktır.

Türk halk şiirinde üç çeşit redif vardır. Yalnızca bir ekten ibaret rediflere “ek redif ” adı verilir. Bir kelimeden ibaret rediflere “kelime redif ” denilir. Redif, bir dizenin sonunda hem kelime hem de ek redif durumunda bulunabilir, bu tür rediflere de “ek ve kelime redif ” adı verilir.

Halk Şiirinde Heceli Nazım Şekilleri

Halk şiirinde nazım şeklini dış yapı özellikleri belirler. Halk şiirinin dış yapı özellikleri şunlardır:

  • Nazım birimi
  • Nazmın hacmi
  • Nazmın kafiye örgüsü

Nazım Birimi: Şiirlerde, geleneksel şekil ve anlam bütünlüğü taşıyan, şiirin inşasında yapı unsuru olan ve kendi içinde organik bağımsızlığı bulunan mısra topluluğuna nazım birimi denir. Türk Halk Edebiyatının heceli ürünlerinde kullanılan nazım birimi “dörtlük”tür. Türk Halk Edebiyatının aruzlu şiirlerinde ise, nazım birimi “beyit”tir

Nazmın Hacmi: Şiirin inşasında kullanılan nazım biriminin sayısına bağlı olarak uzunluk-kısalık veya hacim açısından nazım biçiminin ayırt edilmesini sağlayan ölçüttür. Türk halk şiiri üç boy hacim ölçüsüne sahiptir. Bunlar, bir dörtlükten oluşan mâni, en az iki dörtlük en fazla dört dörtlük olan koşma ve en az beş dörtlükten başlayıp dörtlük sayısında sınırı olmayan destan nazım biçimleridir.

Nazmın Kafiye Örgüsü (Uyak düzeni): Halk şiirinde belli bir ölçüde söylenmiş olan şiirin içinde kafiyelerin sıralanış ve tekrarlanış kuralları demektir. Heceli halk nazmının mâni ve koşma tipi olarak adlandırılan iki temel kafiye örgüsü vardır. Mâni tipi kafiye örgüsü “aaxa” şeklinde kafiyelenir. Koşma tipi kafiye örgüsünün sadece ilk dörtlüğü değişen 4 kafiyeleniş çeşidi vardır. Koşmanın kafiyeleniş şekilleri şöyledir:

a) aaab, cccb, dddb ...

b) abab,cccb, dddb ...

c) abxb, dddb, eeeb ...

d) aaaa, bbba, ccca ...

Nazmın Ölçüsü: Hecelerin sayılarının ya da uzunluk ve kısalıklarının düzenli biçimde sıralanış temeline dayanan ve nazımda ritmik tekrarların ve ahengin aracı olarak kullanılan “söz ölçüsü”dür.

Halk Şiirinde Kullanılan Heceli Nazım Şekilleri:

Türk halk şiirinin heceli ürünlerinde şu nazım şekilleri kullanılır:

  • Mâni
  • Koşma
  • Destan

Mâni: Mâni, bir dörtlükten oluşan, kafiye örgüsü aaxa biçiminde düzenlenen, çoğunlukla hecenin 7 ve 8’li kalıplarıyla yazılan halk şiiri nazım şekline denilir.

Koşma: Koşma çoğunlukla hecenin 8’li ve 11’li kalıplarıyla yazılan; en az iki, en fazla dört dörtlükten oluşan bir nazım biçimidir. Koşmanın kafiye örgüsü aaab, cccb, dddb...; abab, cccb, dddb ...; abxb, dddb, eeeb ...; aaaa, bbba, ccca ... şekillerinden birisi olabilir. Koşmalar yapılarına göre asıl koşma, koşma şarkı, musammat koşma,dedim-dedi’li koşma, tecnis koşma, zincirleme koşma, ayaklı koşma, yedekli koşma, zincirbend ayaklı koşma, musammat ayaklı koşma, musammat zincirbend koşma ve musammat zincirbend ayaklı koşma şeklinde sınıflandırılmıştır.

Destan: En az beş dörtlükten başlayıp sınırsız dörtlük sayısına sahip, kafiye örgüsü aaab, cccb, dddb ....; abab,cccb, dddb ...; abxb, dddb, eeeb ...; aaaa, bbba, ccca ... şeklindeki koşma tipi kafiye örgülerinden herhangi birisi kullanılan şiirlerin nazım şekline destan adı verilir.

Halk Şiirinde Nazım Türü Kavramı ve Nazım Türleri

Türk halk şiirinde konu, anlatım tutumu, ezgi, nazım şekli ölçütlerinden birini veya bazen de birkaçını dikkate alarak yapılan tür tanımlarına nazım türleri adı verilir. Bunlar arasında en yaygın olarak kabul gören nazım türleri şunlardır:

  • Güzelleme
  • Koçaklama
  • Taşlama
  • Ağıt
  • Varsağı
  • Semaî
  • Destan

Güzelleme: Güzelleme güzel ve güzellerle güzelliklerin övüldüğü koşmalara denir.

Koçaklama: Yiğitlik, kahramanlık, dövüş ve savaş konularında söylenen övmeye yönelik bir anlatım tutumuyla oluşturulan ve bu türe has ezgilerle icra edilen şiirlere koçaklama adı verilir.

Taşlama: Toplumdaki haksızlıkların, geriliklerin, ekonomik sorunların, yolsuzlukların, kişilerin beğenilmeyen yönlerinin alaya alınarak, güldürücü, iğneleyici bir biçimde eleştirerek yermeye ve güldürmeye yönelik anlatım tutumuyla oluşturulan ve bu türe has ezgilerle icra edilen şiirlere taşlama adı verilir.

Ağıt: Tanınan, bilinen fertlerin ölümü ve öldürülmesi başta olmak üzere acıklı, hüzünlü ve üzücü olayları konu edinen, törenlerde veya tören dışı zamanlarda ağlatmayı ve yas tutturmayı amaçlayan, buna yönelik bir anlatım tutumuyla oluşturulan ve bu türe has ezgilerle icra edilen şiirlere ağıt denilir.

Varsağı: Kendilerine has bir ezgi çeşidine sahip olan varsağılar, özellikle sert ve dağlı diliyle söylenmiş olmalarıyla diğer koşmalardan ayırt edilirler. Varsağıların büyük bir çoğunluğu hecenin 8’li kalıbıyla daha az olmakla birlikte bazıları da hecenin 11’li kalıbıyla söylenmiştir.

Semaî: Semaî nazım türünün Halk Edebiyatında aruzla ve hece ile oluşturulan iki çeşidi vardır. Hece ile yazılan semaîlerin kafiye örgüsü koşma gibidir. Çoğunlukla hecenin 8’li kalıbıyla meydana getirilir ve kendine has bir ezgi çeşidiyle icra edilirler. Semaîlerde sevgi, doğa ve güzellik gibi konular övmeye ve güzellemeye yönelik bir anlatım tutumuyla işlenilir.

Destan: Destanlar, mâni ve koşmalardan sadece uzunluklarıyla veya hacimleriyle ayrılırlar. Destanların en az beş dörtlükten oluşup en fazla sınırının olmadığı konu ve yaratıcısının gücüne göre 150 hatta daha fazla dörtlükten meydana gelebildiği söylenebilir. Destanların konuları kahramanlık ve savaştan trafik kazalarına kadar her konu olabilir

Halk Şiirinde Kullanılan Aruzlu Türler

Halk şiirinde kullanılan aruz ölçüsüyle yazılmış nazım şekilleri şunlardır:

  • Divan
  • Selis
  • Semaî
  • Kalenderî
  • Satranç
  • Vezn-i Âher

Divan: Aruzun “fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün” kalıbıyla oluşturulan şiirlere denilir. Bentlerindeki mısra sayısına göre ad alan divanın gazel, murabba, muhammes, müseddes, musammat ve ayaklı divan denilen şekilleri vardır.

Gazel: 5-15 beyit arasında yazılabilen; ilk beyti kendi arasında kafiyeli, diğer beyitlerin ilk mısraları serbest, ikinci mısraları ise birinci beyitle kafiyeli olan divan edebiyatı nazım şekli.

Murabba: Dört mısralı bentlerle kurulan divan edebiyatı nazım şekli.

Muhammes: Beş mısralı bentlerle kurulan divan edebiyatı nazım şekli.

Müseddes: Altı mısralı bentlerle kurulan divan edebiyatı nazım şekli).

Divanîler çoğunlukla gazel biçiminde yazılmışlardır. Divanların kafiye düzeni, gazel biçiminde (beyitlerle) yazılanlarında aa/xa/xa/xa...; dörtlükler (murabbalarla) şeklinde oluşturulanlarda ise aaxa, bbba, ccca... veya aaaa, bbba, ccca... şeklindedir.

Selis: Halk şiirinde, âşıklarca aruzun “fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün” kalıbıyla meydana getirdikleri şiirlere selis denir. Selisde çoğunlukla gazel nazım biçimi kullanılmakla birlikte murabba, muhammes, müseddes şeklinde yazılmış selisler de vardır.

Semaî: Gazel nazım biçimine uygun olarak ve aruzun “mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün” kalıbıyla meydana getirilen şiirlerdir. Semaîler gazel, murabba, muhammes ve müseddes şeklinde de yazılabilir. Kafiye örgüsü gazel şeklindeki semaîlerde aa, xa, xa... şeklinde, eğer iç kafiyelere sahipse (musammat) veya dörtlük (murabba) şekliyle düzenlenmişse kafiye örgüsü aaaa, bbba, ccca veya abab,cccb, dddb,... biçimindedir.

Kalenderî: Aruzun “mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün” kalıbıyla ve gazel, murabba, muhammes ve müseddes nazım şekilleriyle âşıklar tarafından söylenen şiirlere denilir.

Satranç: Aruzun müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün kalıbıyla yazılır. Ancak âşıkların meydana getirdiği satrançlar, genellikle on altı heceli (8+8=16) iç kafiyeli (musammat) beyitlerden oluşur. Satranç, Halk Edebiyatında âşıkların vezn-i âher, dudak değmez , elifnâme gibi, şiirin şekli yönüyle hüner göstermeye yönelik anlatım tutumuyla meydana getirdiği şiir türlerindendir.

Vezn-i Âher: Dörtlük (murabba) şeklinde ve aruzun müstef’ilâtün müstef’ilâtün müstef’ilâtün müstef’ilâtün kalıbıyla yazılan şiirlere denir. Vezn-i âherde her mısra, ilk üçü kendi içinde kafiyeli dört eşit parçaya bölünür. Halk Edebiyatında satranç gibi âşıkların şiirin şekli yönüyle hüner göstermeye yönelik anlatım tutumuyla meydana getirdiği şiir türlerindendir. Vezn-i âherde kafiye örgüsü aaaa bbba, ccca... şeklindedir.




EKLER



































YARIM KAFİYE














TAM KAFİYE





















ZENGİN KAFİYE




























TUNÇ KAFİYE





















CİNASLI KAFİYE










ANA KAFİYE

İÇ KAFİYE





DÜZ KAFİYE

ÇAPRAZ KAFİYE


REDİF




























EK REDİF




KELİME REDİF





EK VE KELİME REDİF









MANİ




ASIL KOŞMA




KOŞMA ŞARKI





MUSAMMAT KOŞMA




DEDİM DEDİLİ KOŞMA




TECNİS KOŞMA




ZİNCİRLEME KOŞMA




AYAKLI KOŞMA




YEDEKLİ KOŞMA












ZİNCİRBEND  AYAKLI KOŞMA




MUSAMMAT AYAKLI KOŞMA




DESTAN





GÜZELLEME




KOÇAKLAMA




TAŞLAMA




AĞIT




VARSAĞI


SEMAİ




DİVAN




SELİS









SEMAİ











KALENDERİ




SATRANÇ








VEZNİ AHER






































































































































































































 
Bugün 11 ziyaretçi (25 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol