Eski Türk Edebiyatına Giriş:
Biçim ve Ölçü Dersi
1. Ünite Sorularla Öğrenelim
Eski Türk Edebiyatının Genel Özellikleri
Ve Bazı Temel Bilgiler
1. Soru
Divan şiirindeki sevgili ve âşık tipinden kısaca bahsediniz.
Cevap
Divan şiirinde sevgilinin niteliklerinin ve güzelliğinin mutlak olmasının yanı sıra onun âşığa ilgisiz davranması (=istiğnâ, tecâhül), bir tatlı sözü bile ondan esirgemesi, âşığın hâline acımaması, sürekli naz içinde olması gibi huyları onun karakterini oluşturur. Divan şiirindeki aşk, tek taraflıdır. Seven ve aşk ıstırabı içinde yanan bir âşık vardır. Sevgili ise âşığına karşı ilgisizdir, onun bakışı hatta eziyeti bile âşığa bir lütuftur. Bütün güç, kuvvet sevgilinin elindedir. Âşık için sevgili bir padişah, yahut efendi mevkiindedir, âşık ise onun kölesi gibidir. Âşığa eziyet etmesi, onu üzmesi onun değişmez âdetidir. Vefasızdır, verdiği sözü tutmaz. Sürekli mesafelidir. Kimse kendisinden hesap soramaz. Kendisi ulaşılamaz bir konumdadır. Bütün bunlar onun değişmez özellikleridir. Sevgili başta güzellik sembolü Hz. Yusuf olmak üzere Hz. İsa ve Hz. Süleyman’a benzetilir. Aşk ülkesinin sultanıdır. Silahlıdır. Silahları kaş (=ebrû), kirpik (=müje, müjgân) ve gamzedir. Girdiği ülkeyi (âşığın gönlünü) harap eder.
2. Soru
Dokuma sanatına vakıf olan peygamber hangisidir?
3. Soru
Divan şiirindeki hakim kozmik anlayış hakkında kısaca bilgi veriniz
Cevap
Divan şiirine hâkim kozmoloji anlayışına göre gökyüzü katmanlar(=felekler)dan meydana gelmiştir. Dünya bu feleklerin merkezinde yer alır. Gökler onun üzerinde soğan zarları gibi üst üste geçmiş bir hâldedir. Her felekte bir “seyyâre (=gezegen)” vardır. Felekler bu gezegenlerin adlarıyla anılır. Bunlar seb’a-i seyyare (=yedi gezegen) adı verilmiş olan Ay (=kamer, mâh), Utarid (=Merkür), Zühre (=Venüs, Nâhîd) , Şems (=Güneş, Hurşîd), Mirrih (=Merih), Zuhal (=Satürn), Müşterî (=Jüpiter)’dir. Gezegenlerden sonraki sekizinci felekte sabit yıldızlar vardır. Daha sonra boş olan atlas feleği yer alır. Güneş sultandır. Ay vezir, Utarit kâtip, Zühre çalgıcı ve rakkase, Mirrîh komutan, Müşterî kadı ve Zuhal hazinedar olarak hayal edilir.
4. Soru
Batı Türkçesinin dönemlerini genel olarak sıralayınız
Cevap
“Batı Türkçesi”nin ilk dönemine “Eski Osmanlıca”, “Eski Türkiye Türkçesi” ve “Eski Anadolu Türkçesi” gibi adlar verilmiştir. Bu dönem, Anadolu Selçukluları ve Beylikler Çağı ile Osmanlı Devleti’nin XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanan kuruluş dönemini içine alır. Bu edebî dilin ikinci dönemi ise “Osmanlı Türkçesi” olarak adlandırılmıştır. XX. yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdüren oldukça gelişmiş bir yazı dilinin, daha doğrusu yüksek bir edebî dilin adıdır. Batı Türkçesinin bir kolu da “Doğu Osmanlıcası” da denen “Âzeri Oğuzcası”dır. Kısacası Osmanlı Türkçesi, Batı Türkçesi dairesine dahildir.
5. Soru
Eski Türk edebiyatının dayandığı ortak kültürden anlaşılması gereken nedir?
Cevap
Bugün eski Türk edebiyatı olarak adlandırdığımız edebî dönemin gerek nazımda gerekse nesirde İslamî dönem İran edebiyatını örnek aldığı, bu dönem İran edebiyatının da kuramsal ve estetik olarak Arap edebiyatını esas aldığı bilinmektedir. İslamî dönem Türk edebiyatının oluşum sürecinde Türk şair ve yazarlarının her bakımdan örnek aldıkları edebî esaslar, doğrudan Arap edebiyatının değil, birtakım değişikliklere uğramış biçimiyle İran edebiyatının edebî esasları olmuştur. Bu üç edebiyatın da esaslarını belirleyen ilk eserler Arap ve Fars dilleriyle yazılmış eserlerdir. Ancak Arap ve Fars dilleriyle yazılmış olan bu eserlerin birçoğunun yazarının Türk olduğu; örnek alınan İslamî dönem İran edebiyatının oluşumunda Türk şairlerin, yazarların ve onları sürekli teşvik eden Türk hükümdarların da önemli katkıları olduğu bilinmektedir. O hâlde İslâmî dönem Türk edebiyatının dayandığı kuramsal ve estetik esasları yalnızca Arap veya Fars edebiyatına ait edebî esaslar olarak kabul etmek yerine, bunları her üç milletin ortak bilgi birikimi olarak değerlendirmek daha doğru bir yol olarak görülmektedir
6. Soru
Her şeyi gösterdiğine inanılan kadehi ve parlak tacı ile anılan efsanevi İran hükümdarı kimdir?
Cevap
Neriman’ın torunu, Sâm’ın oğlu ve Rüstem’in babasıdır. Ok atmasıyla ünlüdür.
8. Soru
Divan şiirinde yılanlarla ve zalimliğiyle yer eden efsanevi İran şahı kimdir?
9. Soru
Hz. Muhammed’i kısaca anlatınız.
Cevap
Hz. Muhammed ise son peygamber olması, âlemlerin kendisi için yaratılması, yetimliği, yüksek ahlakı, herhangi birisinden ders almaması(ümmî olması)na rağmen Rabbi tarafından kendisine verilen derin ilmi, Mekke’den Medine’ye hicreti, kıyamet günü insanlara şefaat edecek olması, İsrâ ve Miraç hadiseleri, Miraç’ta Allah’a “yayın iki ucu kadar” yakınlaşması (=kabe kavseyn), âlemlere rahmet olarak gönderilmesi, yürürken bulutların onun üzerine gölge yapması, gölgesinin yere düşmemesi gibi motiflerle şiirde yer alır.
10. Soru
Eski Türk edebiyatı için kullanılan diğer adlandırmalar nelerdir?
Cevap
Söz konusu edebiyat, onu yalnızca toplumun belli kesimlerine hitap eden bir edebiyatmış gibi gösteren havâs edebiyatı (=yüksek zümre edebiyatı), sarây edebiyatı, Enderun edebiyatı, edebiyyât-ı Osmâniyye (=Osmanlı edebiyatı), Osmanlı şiiri, Divan edebiyatı, ümmet edebiyatı, ümmet çağı Türk edebiyatı, İslamî Türk edebiyatı, klâsik Türk edebiyatı gibi adlarla da anılmıştır
Cevap
Şiiir metinlerini düzyazıdan ayıran özelliklerinden biri olan âhenk, kelimelerin akıcılığı, kulakta güzel tesir bırakacak şekilde bir araya getirilmesi, sözün ses yapısının çeşitli yollarla etkileyici şekilde düzenlenmesidir. Divan şiiri âhenk yönü çok güçlü bir şiir diline sahiptir. Onun bu özelliği bazen anlamını kavramadan okuyucunun bu şiirin etkisi altına girmesini sağlar. Eski Türk edebiyatının benimsediği edebî anlayışta şiir mevzûn (=vezinli) ve mukaffâ (=kafiyeli) söz olarak tanımlanmış; sonradan buna muhayyel olma şartı da eklenmiştir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere Divan şiirinde âhengi sağlayan aslî ögeler vezin ve kafiyedir. Divan şiirindeki diğer âhenk ögeleri ise şunlardır: söz diziminin fasih kelimelerden oluşması, söz sanatları, bazı nazım şekillerinin yapısal özellikleri, işâd (=özellikli şiir okuma).
12. Soru
Dört Halife’yi sıralayınız.
Cevap
Dört halifeden Hz. Ömer adaleti, Hz. Ali cesareti, kahramanlığı, Zülfikar adlı kılıcı ve Düldül adlı atı; Hz. Ebubekir, sadakati; Hz. Osman da hilim ve haya sahibi olması ve Kur’ân ayetlerini toplatması ile şiirde geçer.
13. Soru
Türk Edebiyatı genel olarak kaça ayrılır?
Cevap
Türk Edebiyatı Türklerin X. yüzyıldan başlayarak İslâm dinini kabul etmeleri, diğeri de XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı uygarlığının etkisi altına girmeleri dikkate alınarak genel olarak “İslamiyet öncesi Türk edebiyatı”, “İslamî dönem Türk edebiyatı” ve “Batı etkisindeki Türk edebiyatı” olmak üzere üç ana döneme ayrılmıştır.
14. Soru
Divan edebiyatı adlandırması ilk kimler tarafından kullanılmıştır?
Cevap
Divan edebiyatı” ise, ilk olarak Ömer Seyfettin (öl. 1884) ve Ali Canip (öl.1967) tarafından kullanılmıştır.
15. Soru
Eski Türk edebiyatında şiirlerin toplandığı kaç tür kitap vardır?
Cevap
Eski Türk Edebiyatında şiirlerin toplandığı üç tür kitap vardır: “dîvân”lar, “mesnevî”ler ve “mecmû’a-i eş’âr”lar.
16. Soru
Nigâristan adıı bir mabed ve ressamlığıyla anılan kimdir?
17. Soru
Tasavvuf ve edebiyat bağından kısaca bahsediniz.
Cevap
Divan şiiri dilinin oluşmasında tasavvufun önemli bir rolü vardır. Tasavvuf, temelde İslâm dininin Kur’an ve sünnet adı verilen iki kaynağına dayanmakla birlikte zamanla dış etkilerden, başka milletlerin felsefelerinden ve düşünüşlerinden de etkilenen dini, dünyayı ve hayatı yorumlayış tarzıdır. Tasavvuf mutlak bir “gerçek”in var olduğunu; fakat, bu “gerçek”in içinde yaşadığımız dünyanın ötesinde olduğunu, gerçek varlığa ulaşmanın ancak görünüşten ve bir hayalden ibaret bu âlemin inkârı ile mümkün olabileceğini kabul eder. Tasavvufa göre bu varlığa ulaşmada hiç bir aracı bulunmaması gerekir. Aklın prensipleri de dinin bir takım kuralları da aracısız olarak elde edilen bu bilginin yerini tutamaz. Zaman içinde ve gerçekleştirilen fetihlerle İslâm dünyası farklı milletlerin kültürleri ve felsefeleri ile ilişkiye girmiş; bunun sonucunda da tasavvufun bir kolu ayrı bir yaşam tarzı olmaktan uzaklaşarak felsefî bir boyuta bürünmüştür. Bu felsefî boyutunun en uç noktası ise “vahdet-i vücûd (=varlık birliği)” adı verilen inanç sistemidir. Bu sistem İbn Arabî(öl. 1240)’nin yorumlarıyla şekillenmiş ve bu düşünce bütün Divan şiirini etkilemiştir. Tasavvuf tarihinde vahdet-i vücûd düşüncesini daha da ileriye götürerek “yaratan ile yaratılanın aslında aynı olduğu”nu savunanlar olmuşsa da bu, bütün tasavvufa egemen bir düşünce hâlini alamamıştır. Tasavvufa göre bütün varlıklar üzerinde hâkim olan bir “mutlak sevgi” ve “mutlak güzellik” vardır. Bu yolda olanlar Yaratıcı’yı, kulun sevdiği, bu sevgi ile huzur bulduğu, hem kendi hem de kâinat üzerindeki eserlerinde onun izlerini gördüğü bir sevgili olarak kabul etmişlerdir. Allah, varlık sahnesinde görünmek, bunun için de sınırsız güzelliğini açığa vurmak istemiş ve bu âlemi yaratmıştır. Böylece yüzyıllarca edebiyatın diline de hâkim olacak olan “İlahî aşk” nazariyesi ortaya çıkmıştır. Divan şiirinde tasavvuf etkisinin oluşmasında Ahmed Yesevî (öl.1166) ve onun dervişlerinin, Yunus Emre (öl.1320-21) ve izleyicilerinin ve Mevlânâ(öl.1273)’nın büyük etkisi vardır. Türk EDB103U-ESKİ TÜRK EDEBİYATINA GİRİŞ: BİÇİM VE ÖLÇÜ Ünite 1: Eski Türk Edebiyatının Genel Özellikleri ve Bazı Temel Bilgiler 5 edebiyatında dinî-tasavvufî etki önce halk edebiyatı ürünlerinde görülmüş, daha sonra bu etki yaygınlaşmış ve Divan şairleri de şiirlerinde tasavvufu zengin bir ilham kaynağı olarak kullanmışlardır. Bu şiirde aşkı ve gönlü esas alan kişilerin islâmî edebiyatın diğer kolları olan İran, Arap ve Urdu edebiyatlarının dil ve üslûbunu da doğrudan etkileyen, hatta belirleyen bir niteliğe sahiptir. Şiirdeki “aşk”, “şarap”, “meyhane”, “sevgili” gibi unsurlar genellikle tasavvufun mecazlı diliyle kaleme alınmıştır ve bu kavramlar sözlük anlamlarından çok daha farklı anlamları gösterirler. Dolayısıyla tasavvufun mecazlarla yüklü dili ve kültürü göz önünde bulundurulmadan bu edebiyat ürünlerinin anlaşılması zordur.
18. Soru
Eski Türk edebiyatında dil nelerden etkilenmiş ve nasıl bir görünüm kazanmıştır?
Cevap
Türkler, İslam dinini kabul ettiklerinde yeni bir din ile birlikte bu dinde önemli bir yer tutan Arapça ile de karşılaşmışlardır. Dinî metinlerin anlaşılması için bu dilin bilinmesi, dinî kavramların karşılıkları tam olarak kullanılan dilde bulunmadığı için bu dilden aktarılması ve nihayet ibadet için bir başka dilde yazılmış olan Kur’ân-ı Kerim’in okunması ve anlaşılması lâzımdı. Bu kaçınılmaz olarak Arapça ile teması doğurdu. Bununla birlikte İslâm kültürü ve sanatı ile olan yaygın ve sürekli ilişki İran yoluyla olmuş, sözünü ettiğimiz ilişki de sanat bağlamında büyük ölçüde Fars dili üzerinden olmuştur. Kısacası Türkçe Arapça ve Farsça kelime ve kelime gruplarıyla bezenmiştir.
19. Soru
Ya’kub ve Yusuf peygamberleri kısaca anlatınız
Cevap
Ya’kub peygamber, rü’ya yorumundaki ustalığı, oğlu Yusuf’tan ayrılmanın üzüntüsüyle gözlerinin kör olması, onun gömleğinin gözlerine sürülmesi ile gözlerinin tekrar açılması münasebetleri ile geçer. Divan şiirinde “hüzn”ün ve “sabr”ın sembolüdür. Yûsuf peygamber güzelliği, kardeşlerinin kıskançlığı ve onlar tarafından kuyuya atılışı, köle olarak satılması, Züleyha’nın kendisine olan aşkı, buna karşı iffetini muhafaza etmesi, onun güzelliğini gören kadınların ellerini kesmeleri, bir iftira sonucunda zindana atılması, rüya tabiri konusundaki yeteneği ile geçer. Divan şiirinde “güzellik” ve “iffet” sembolüdür.
20. Soru
Melâ’ike-i mukarrebîni sıralayınız
Cevap
İslam inancına göre yalnızca Allah’a itaat etmek için yaratılmış sayısız nuranî varlıklar olan meleklerden bazıları da Divan şiirinde çeşitli münasebetlerle yer almışlardır. Bu melekler içinde melâ’ike-i mukarrebîn olarak nitelenen dört büyük meleğin adları Cebrâ’îl, Mikâ’îl, İsrâfîl ve Azrâ’îl’dir. Bu meleklerden Cebrâ’îl (=Rûhü’l-kuds, Rûhü’l-emîn, Nâmûs-ı Ekber) peygamberlere vahiy getiren, Mikâil doğa olaylarından ve kulların rızıklarının taksiminden sorumlu olan, İsrafil kıyamet günü sûra üfleyecek olan; Azrail de canlıların ruhunu alan (=melekü’l-mevt) melekler olarak Divan şiiri metinlerinde geçer. Bunların dışında cennet bekçisi olarak nitelenen Rıdvan da şiirde geçen melek adlarındandır
21. Soru
Doğu Türkçesinin dönemleri hakkında kısaca bilgi veriniz
Cevap
Doğu Türk yazı dili, tarihsel süreç içerisinde biri diğerinin devamı olan üç edebî dil hâlinde varlığını sürdürmüştür: “Karahanlı” (XI. yüzyıl), “HarezmAltınorda” (XII-XV. yüzyıllar) ve “Çağatay” (XV.-XIX. yüzyıllar). Doğu Türkçesinin bir kolu da bünyesinde birtakım Oğuzca (=Batı Türkçesi) unsurlar da barındıran Memluk Kıpçakçasıdır. Türklerin Suriye ve Mısır’da meydana getirdikleri bir edebî dil olan Memluk Kıpçakçası, XV. yüzyıldan sonra tamamen Oğuzcalaşmış ve ayrı bir edebî dil olma özelliğini yitirmiştir. Doğu Türkçesi (=Hakaniye Türkçesi) Türk edebî dillerinden biri olup diğer kolu olan Batı Türkçesine göre daha önce edebî ürünler vermiştir.
22. Soru
Dâvûd peygamber hangi özellikleriyle edebiyata konu olmuştur?
Cevap
Dâvûd peygamber sesinin güzelliği ve demirden zırh yapmasıyla konu olmuştur.
23. Soru
Kayadan deve çıkarmasıyla edebiyata konu olan peygamber kimdir?
24. Soru
Klâsik edebiyat adlandırması kime aittir?
Cevap
“Klâsik edebiyat” ve “Klâsik Türk edebiyatı” gibi adlandırmalar ise Fuat Köprülü (öl. 1966)’ye aittir
25. Soru
. Divan şiirinde adaletin, gücün ve uzun ömürlülüğün sembolü efsanevi İran hükümdarı kimdir?
26. Soru
Âbâ ve ümmehât terimleri neyi ifade eder?
Cevap
Âbâ dokuz feleği, ümmehât da dört unsuru ifade eder.
Cevap
Divan şairleri İran şiirindeki bir geleneğe uyarak şiirlerinde “mahlas” adı verilen takma adlar kullanmışlardır. Mahlasların büyük kısmı, birtakım isimlerin sonuna Farsça nispet eki olan “-î”nin eklenmesiyle elde edilmişse de bu şiirde nispet eki almamış “Bakî”, “Yahyâ”, “Nedîm”, “Gâlib” gibi mahlaslar da kullanılmıştır. Bunlardan bir kısmı şairlerin kendi adlarıdır. şairler şiirde kullanacakları mahlasları genellikle kendileri seçmiş olmakla birlikte XVIII. yüzyıl şairlerinden Hoca Neş’et (öl. 1807) gibi, bir şairin başka şairlere mahlas armağan ettiği de görülmüştür. Bilindiği kadarıyla şiirde mahlas kullanma geleneğine XIV. yüzyıl divan şairlerinden Kadı Burhaneddin (öl. 1398) ve XV. yüzyıl şairlerinden Kemal Paşazâde (öl. 1534) dışında uymayan olmamıştır. Geleneğin ağır bastığı bu edebiyatta sultan şairler de mahlas kullanarak şiir söylemişlerdir. “Avnî” Fatih Sultan Mehmed’in, “Selîmî” Yavuz Sultan Selim’in, “Muhibbî” Kanuni Sultan Süleyman’ın, “İlhamî” III. Selim’in mahlaslarıdır. Fuzulî ve Bakî örneklerinde gördüğümüz gibi bazı şairlerin mahlasları edebiyat tarihlerinde adları-nın önüne geçmiştir. Mahlaslar genellikle şiirlerin sonlarında yer alır.
Cevap
Mazmunlar kelimelerin ilk bakışta görülemeyen gizli bir ya da birden fazla anlamıdır. Esas söylenmek istenen şey arka plandadır. Bir başka ifadeyle mazmun, bir mananın birtakım ipuçları verilmek suretiyle ifade edilmesidir. Bu da dilde mecazlı bir anlatımı beraberinde getirir. Bu mecazlı söyleyişin açıklığa kavuşması ise Divan şiiri kültürünün belli bir düzeyde bilinmesine ve onun hayal (=imaj) sisteminin tanınmasına bağlıdır. Ortak bir imaj dünyasının bulunması mazmunlarla bezenmiş olan bu şiirin anlaşılmasını kolaylaştırır. Mazmunlar şaire az sözle çok anlam ifade etme imkânını sunar.
29. Soru
Eski Türk edebiyatında kaç türlü gelenekten bahsedilebilir?
Cevap
Eski Türk edebiyatı, Osmanlı döneminde ortaya konulan edebiyat ürünlerini esas almakla birlikte Osmanlı döneminde tek bir edebî gelenek bulunmamaktadır. Farklı özellikleri göz önünde tutarsak, bu dönemde varlığını sürdüren üç ayrı edebî anlayıştan ve gelenekten söz etmek mümkündür: 1. Halk edebiyatı 2. Tasavvufî halk edebiyatı (=Tekke edebiyatı) 3. Klâsik Türk edebiyatı (=Divan edebiyatı).
30. Soru
Belâgat nedir? Kaça ayrılır?
Cevap
Belâgat, bir düşünce ya da duygunun yerinde ve zamanında manası en açık şekilde ve akıcı bir dille ifade edilmesidir. Belâgat kitaplarında sözün fasîh (=açık, anlaşılır ve akıcı olmak şartıyla muktezâ-yı hâl ve makam denilen (a) söyleyenin, (b) söze muhatap olanın, (c) dile getirilecek düşünce, duygu ve hayalin durumuna uygun şekilde söylenmesi olarak tanımlanır. Belâgat bir ilim olarak üç kısma ayrılır: Meânî, beyân ve bedî’. “Me’ânî” sözün duruma uygun bir şekilde nasıl ifade edileceğini, “beyân” bir maksadın birbirinden farklı usullerle ne şekilde dile getirileceğini, “bedî” ise maksadı ifadede yeterli olan söze mana ve âhenk açısından güzellik verme yollarını gösterir.
31. Soru
Nazire mecmuaların birkaçı sayınız
Cevap
Nazire mecmuaların birkaçı sayınız. 1. Ömer b. Mezid tarafından 1437 yılında derlenmiş olan Mecmû’atü’n-Nezâ’ir. 2. Eğridirli Hacı Kemal tarafından 1512-13 yıllarında derlenmiş olan Câmi’ü’n-Nezâ’ir. 3. Edirneli Nazmi tarafından 1524 tarihinde derlenmiş olan Mecma’u’n-Nezâîr. 4. Pervane Bey tarafından 1560 tarihinde derlenmiş olan ve kendi adıyla anılan Pervâne Bey Mecmû’ası.
Cevap
Büyük Moğol hükümdârı olup asıl adı Timuçin’dir. Divan şiirinde daha çok sahip olduğu topraklarla, saltanat gücüyle ve zalimliğiyle anılır.
33. Soru
Eski Türk edebiyatında şiir başlıca kaç döneme ayrılır?
Cevap
Bu edebiyatı gelişim çizgisini ve buna bağlı olarak geçirdiği üslup farklılaşmalarını göz önünde bulundurarak başlıca üç döneme ayırmak mümkündür: 1. Oluşum Dönemi: XIII. yüzyılın sonlarından XIV. yüzyıl sonlarına kadar devam eder. Dönemin önemli temsilcileri, Âşık Paşa (öl.1333), Gülşehrî (öl.XIV. yy.), Şeyhoğlu Mustafa (öl. 1401?), Ahmedî (öl. 1413) ve Şeyhî (öl. 1431?) gibi şairledir. 2. I. Klâsik dönem: XV. yüzyılın ilk yıllarından XVII. yüzyıl başlarına kadar devam eder. Ahmed Paşa (öl. 1496), Necatî (öl.1509) ve Zâtî (öl.1546) gibi şairlerle olgunluk kazanmaya başladığı; Fuzulî (öl.1556), Bakî (öl.1600), Nev’î (öl.1599), Hayalî (öl. 1557) ve Taşlıcalı Yahya (öl.1582) gibi şairlerle de Türk edebiyatının İran edebiyatı etkisinden kısmen de olsa kurtularak artık kendi iç gelişimini tamamlayıp özgün eserlerini vermeye başladığı bir dönemdir. 3. II. Klâsik Dönem: XVII. yüzyıl başlarından XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eder. İran edebiyatındaki üslup farklılaşmasının etkisiyle özellikle şiirde yoğun olarak yeniden bu edebiyatın etkisi altına girdiği bir dönemdir. Sebk-i Hindî (=Hind üslubu) adı verilen bu edebî akımın Türk edebiyatındaki önemli temsilcileri Fehîm-i Kadîm (öl. 1647), Nâ’ilî (öl. 1666), Nedîm-i Kadîm (öl.1670), Nef’î (öl. 1635) ve Şeyh Gâlib (öl.1799)’dir.
34. Soru
Katiplerin ve terzilerin piri olan peygamber kimdir?
Cevap
İdrîs peygamberdir.
35. Soru
“Heft-hân” adlı türlü tehlikelerle dolu yolu geçen İranlıların efsanevî iki kahramanı kimdir?
Cevap
Rüstem ve İsfendiyar’dır.
36. Soru
Divan şiirinde Şirin’e olan aşkı ve efsanevî iki atı Gülgûn ve Şebdîz’le birlikte anılan efsanevi hükümdar kimdir?
37. Soru
Divan şiirindeki iki efsanevi kuşun isimleri nedir?
Cevap
Anka/Simurg ve Hüma kuşlarıdır.
38. Soru
Divan şiirinde kendini beğenmişliğin sembolü olarak geçen ve mahmur gözden kinaye olarak da kullanılan çiçek nedir?
39. Soru
Divan şiirinde geçen bitkiler nelerdir?
Cevap
Ağaç (=şecer, dıraht) ve fidan (=nahl, nihâl), servi, çenâr, ar’ar, tûbâ, şimşâd, sanavber; gül, ayva, elma (=sîb), nar (=enâr, rümmân), şeftâlû, üzüm (=engûr), badem (=bâdâm), fıstık (=piste).
40. Soru
Mevâlîd-i selâse ne demektir?
Cevap
Dokuz felek ve dört unsurdan meydana gelmiş üç çocuktur yani hayvanat/hayvanlar, nebatat/bitkiler ve cemadat/cansız varlıklardır
41. Soru
Divan şiirinde geçen hayvanlar nelerdir?
Cevap
Bülbül (=hezâr, andelîb), şahin, keklik(=kebg), sülün (=tezerv), güvercin (=kebûter), papağan (=tûtî), tâvûs, kumrî (=kumru) ilk gruba, akbaba (=kerkes), baykuş (=bûm), karga (=gurâb, zâg), yarasa (=huffâş), çaylak (=zegân); Arslan (=şîr, gazanfer), peleng (=kaplan), bebr (=pars), âhû (=gazâl), çakal, tilki, fil (=pîl), eflek (=har), it (=seg, kelb), pervâne (=kelebek), sinek (=meges, zübâb), arı (=zenbûr), karınca (=mûr, mûrçe), örümce (=ankebût), balık (=mâhî), timsah (=neheng), yılan (=mâr, su’bân, ef’î), sincab, kakum, samur, deve (=nâka, üfltür, ba’îr).
Cevap
Hüseyin Baykara(öl.1506)’nın ressamlarındandır. Divan şiirinde çizmiş olduğu resimlerdeki marifetiyle övülen ve sevgilinin güzelliği anlatılırken kendisinden bahsedilen bir kişidir.
43. Soru
Divan şiirinin coğrafyasında hangi mekan isimleri görülür?
Cevap
Çin, Rum, Şam, Mısır, Hindistan, Irak, Hicaz, İsfahan, Bağdad, Yemen, Babil, Tebriz, Kazvin, Azerbeycan, Türkistan, Semerkand,Buhara, Irak, Kerbela, Basra, Necef, Kudüs, Vadî-i Eymen, Mekke ve Medine, Aydın, Manisa, Karaman, Vardar, Edirne, İstanbul, Ceyhun, Dicle, Fırat, Aras, Nil nehirleri..
44. Soru
Divan şiirinde kahramanlığı ve daha çok uğradığı iftiralar sonucunda “haksız yere öldürülme” sembolü olarak anılan efsanevi kahraman kimdir?
45. Soru
Divan şiirinde sarayı, çanı ve adaleti ile anılan İranlı efsanevi hükümdar kimdir?
46. Soru
İskender kimdir?
Cevap
Divan şiirinde Kur’ân’da adı geçen Zülkarneyn ile Makedonyalı Büyük İskender birbirine karıştırılmış ve ikisi aynı şahıs imiş gibi kabul edilmiştir. Şiirde “âb-ı hayat(=ölümsüzlük suyu)”ı aramak için “zulumât(=karanlıklar ülkesi)”a gitmesi, Hızır ile olan hikâyesi, dünyayı gösteren aynası (=âyîne-i İskender), Ye’cüc ve Me’cüc adı verilen bir kavmin yayılmasını engellemek için yaptırdığı sedd(=sedd-i İskenderî)i ve dünyaya hâkim olması ile anılır.
47. Soru
Nesir terimini açıklayınız
Cevap
Nesir (Nesr), bir edebiyat terimi olarak “nazm”ın karşıtıdır. Vezinli olmayan, düzyazı, söz anlamına gelir. Nesir yazılara “mensûr”, nesir yazarlarına da “nâsir” denir. Göktürkler döneminden hitabet üslubunun etkileyiciliği ve içeriğinin doğallığı ile Orhon Anıtları, Uygurlar döneminden çok farklı bir üslûpta kaleme alınan ve önemli bir kısmı Budizm ve Maniheizm etkisini taşıyan metinler İslamî dönem öncesi Türk edebiyatından günümüze kadar ulaşan az sayıdaki yarı edebî nesir örnekleridir. İslam dininin kabulünden sonraki ilk Türkçe nesir örnekleri ise Karahanlılar dönemine aittir.
48. Soru
Eski Türk Edebiyatındaki nesir dilini kaç ana grupta inceleyebiliriz?
Cevap
Eski Türk Edebiyatındaki nesir dilinin asırlar boyunca verdiği örneklerini bu açıdan iki grupta inceleyebiliriz: 1. Sade Nesir 2. Süslü Nesir. İlk nesir örnekleri sade nesirle verilmiştir. Sinan Paşa (öl. 1486)’nın Tazarrunâme’si süslü nesrin ilk örneği olarak kabul edilir. En uç örnekler olarak da Veysî (ö.1628) ve Nergisî (ö.1635)’nin eserleri gösterilir. Her iki nesir kolu da son dönemlere kadar devam etmiştir. Üslûp açısından mensur eserleri tarihî bir tasnife tabi tutmadan incelemek daha yerinde olur. İlk tarihlerimizden olan Âşık Paşazade Tarihi aslında sade nesrin örneği olmakla birlikte yine aynı türden asırlar sonra kaleme alınan İbni Kemal’in ve Hoca Sadeddin (öl.1599)’in tarihleri süslü nesre örnek verilebilir.
49. Soru
Eski Türk edebiyatı tarihinin başlıca kaynaklarını sıralayınız.
Cevap
Eski Türk edebiyatının tarih içindeki sürecinin değerlendirilmesine kaynaklık edecek başlıca eserler şunlardır: Şuara tezkireleri, Şakâ’ıku’n-Numâniyye tercüme ve zeylleri, mevki ve meslekler göre bilgi veren eserler, türlü biyografik eserler, Osmanlı tarihleri, bibliyografyalar, ansiklopedik eserler, sözlükler, edebiyat tarihleri, klasik belâgat kitapları ve münşeatlar
50. Soru
Türk tarihindeki iki önemli dönüm noktası hangileridir?
Cevap
Yeryüzündeki milletlerin edebiyatları, o milletlerin tarihsel süreç içerisinde geçirdikleri din, dil, coğrafya değişiklikleri ve bu değişikliklere bağlı olarak ilişkide bulundukları milletlerin uygarlık, kültür ve edebiyatlarının etkileri de dikkate alınarak birtakım dönemlere ayrılır. Türk tarihinde de iki önemli dönüm noktası vardır. Bunlardan biri Türklerin X. yüzyıldan başlayarak İslâm dinini kabul etmeleri, diğeri de XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı uygarlığının etkisi altına girmeleridir.
51. Soru
Türk edebiyatı kimi yazarlarca kaç döneme ayrılmıştır?
Cevap
Yeryüzündeki milletlerin edebiyatları, o milletlerin tarihsel süreç içerisinde geçirdikleri din, dil, coğrafya değişiklikleri ve bu değişikliklere bağlı olarak ilişkide bulundukları milletlerin uygarlık, kültür ve edebiyatlarının etkileri de dikkate alınarak birtakım dönemlere ayrılır. Türk tarihinde de iki önemli dönüm noktası vardır. Bunlardan biri Türklerin X. yüzyıldan başlayarak İslâm dinini kabul etmeleri, diğeri de XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı uygarlığının etkisi altına girmeleridir. Türk edebiyatı da Türk tarihindeki bu iki önemli dönüm noktası dikkate alınarak kimi yazarlarca “İslamiyet öncesi Türk edebiyatı”, “İslamî dönem Türk edebiyatı” ve “Batı etkisindeki Türk edebiyatı” olmak üzere üç ana döneme ayrılmıştır. Bununla birlikte Batı uygarlığının etkisine girildiğinde Türk edebiyatında
meydana gelen değişiklik, İslam dairesine girildikten sonraki kadar derin ve köklü olamamış, belli bir oranda da olsa dinin etkisi bu dönem edebiyatında da varlığını korumaya devam etmiştir.
52. Soru
Türk Dili'nin tarihsel gelişim süreci nasıldır?
Cevap
Türklerin İslâmiyetle VIII. yüzyıldan itibaren temas kurduğu kabul edilir. Topluca ve yaygın bir şekilde İslâmlaşma ise X. yüzyılda görülür. İslâmî Türk edebiyatının ilk önemli eseri olan Kutadgu Bilig’in yazıldığı tarih 1069’dur. Bu eser Doğu Türkçesi ile yazılmıştır. Doğu Türk yazı dili, tarihsel süreç içerisinde biri diğerinin devamı olan üç edebî dil hâlinde varlığını sürdürmüştür: “Karahanlı” (XI. yüzyıl), “Harezm-Altınorda” (XII-XV. yüzyıllar) ve “Çağatay” (XV.-XIX. yüzyıllar). Doğu Türkçesinin bir kolu da bünyesinde birtakım Oğuzca (=Batı Türkçesi) unsurlar da barındıran Memluk Kıpçakçasıdır. Türklerin Suriye ve Mısır’da meydana getirdikleri bir edebî dil olan Memluk Kıpçakçası, XV. yüzyıldan sonra tamamen Oğuzcalaşmış ve ayrı bir edebî dil olma özelliğini yitirmiştir. Doğu Türkçesi (=Hakaniye Türkçesi) Türk edebî dillerinden biri olup diğer kolu olan Batı Türkçesine göre daha önce edebî ürünler vermiştir. “Batı Türkçesi”nin ilk dönemine “Eski Osmanlıca”, “Eski Türkiye Türkçesi” ve “Eski Anadolu Türkçesi” gibi adlar verilmiştir. Bu dönem, Anadolu Selçukluları ve Beylikler Çağı ile Osmanlı Devleti’nin XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanan kuruluş dönemini içine alır. Bu edebî dilin ikinci dönemi ise “Osmanlı Türkçesi” olarak adlandırılmıştır. Osmanlı Türkçesi, Osmanlı Beyliği’nin gittikçe güçlenerek Anadolu’da siyasi birliği sağlamasından, özellikle de İstanbul’un alınmasından sonra bu kentin yeni bir bilim, kültür ve uygarlık merkezi hâline gelmesiyle gelişen ve Arapça ve Farsçadan alınan kelimeler ve çeşitli gramer yapılarıyla anlatım gücünü geliştirerek XX. yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdüren oldukça gelişmiş bir yazı dilinin, daha doğrusu yüksek bir edebî dilin adıdır. Batı Türkçesinin bir kolu da “Doğu Osmanlıcası” da denen “Âzeri Oğuzcası”dır. Kısacası Osmanlı Türkçesi, Batı Türkçesi dairesine dahildir. “Eski Türk Edebiyatı” olarak adlandırılan dönemin kuramsal olarak Köktürk, Uygur, Karahanlı, Harezm-Altınorda, Çağatay, Memluk-Kıpçak, Anadolu Selçuklu, Beylikler Çağı edebiyatlarını ve XIX. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı Türkçesiyle yazılmış bütün edebî ürünleri kapsaması gerektiği hâlde günümüzdeki kullanım şekliyle “Eski Türk Edebiyatı”nın Türk dili tarihi açısından durduğu yer burasıdır.
53. Soru
Eski Türk Edebiyatında varlığını sürdüren edebi anlayış ve gelenekler nelerdir?
Cevap
Eski Türk edebiyatı, Osmanlı döneminde ortaya konulan edebiyat ürünlerini esas almakla birlikte Osmanlı döneminde tek bir edebî gelenek bulunmamaktadır. Farklı özellikleri göz önünde tutarsak, bu dönemde varlığını sürdüren üç ayrı edebî anlayıştan ve gelenekten söz etmek mümkündür:
1. Halk edebiyatı
2. Tasavvufî halk edebiyatı (=Tekke edebiyatı)
3. Klâsik Türk edebiyatı (=Divan edebiyatı)
Bu üç anlayış genel itibarıyla aynı zaman diliminde canlılıklarını sürdürmüştür. Eski Türk edebiyatı aslında bu üç anlayışı da kapsamakla birlikte, günümüzde anlam alanı dar tutulmuş olup bu üç koldan sadece sonuncusunu ele alır durumdadır.
54. Soru
Eski Türk Edebiyatını gösterdiği özellikleri göz önünde tutarak nasıl tanımlayabiliriz?
Cevap
Eski Türk edebiyatı, günümüzdeki kullanım şekline göre, Türk edebiyatının XIII. yüzyıl sonlarından XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar olan sürecini kapsar. Osmanlı devletinin coğrafyası içerisinde, devletin siyasi gelişimine paralel olarak gelişen, zenginleşen, devletin gerileme dönemlerinde bile yükselişini sürdüren, Türk edebiyatı tarihi içerisinde belli bir dönemde tamamlanmakla birlikte günümüzde bile etkileyiciliğini koruyan bir edebî gelenektir. Bu edebiyatı gösterdiği özellikleri göz önünde tutarak şu şekilde tanımlayabiliriz: Eski Türk edebiyatı, Türk edebiyatı tarihinin Osmanlı devletinin coğrafyasında XIII. yüzyıl sonlarında başlayıp XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar varlığını sürdüren, nazarî ve estetik esaslarını müşterek İslamî kültürden alan, örnek aldığı Fars edebiyatının etkisi altında şekillenen, Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin geniş bir oranda yer aldığı bir Türkçe ile eserlerini veren, sanatlı söyleyişi önde tutan, kuralcılığın ve geleneğin ağır bastığı Türk edebiyatının bir dönemidir.
55. Soru
Eski Türk Edebiyatındaki adlandırma sorunu nedir?
Cevap
İran edebiyatı etkisinde gelişen ve XIX. yüzyıl ortalarına gelinceye kadar mükemmel denilebilecek eserlerini vermiş olan “İslamî dönem Batı Türk edebiyatı”, XIX. yüzyıl başlarından itibaren artık tükenmeye yüz tutmuş; bu yüzyılın ikinci yarısından sonra da yerini artık yeni bir edebî anlayışa bırakmaya başlamıştır. Batı, özellikle de Fransız edebiyatı etkisinde doğan ve gelişmeye başlayan bu yeni dönem Türk edebiyatı edebiyyât-ı cedîde (=yeni edebiyat) olarak adlandırılmıştır. Başlangıçta bu edebî anlayışı öncekinden ayırmak için eskisine edebiyyât-ı kadîme (=eski edebiyat) ya da bu dönemde yazılmış mensur (=düz yazı) eserleri bir tarafa bırakarak şi’r-i kudemâ (=eskilerin şiiri) gibi adlar verilmiştir. Daha sonra bu adlarla da yetinilmemiş; söz konusu edebiyat, onu yalnızca toplumun belli kesimlerine hitap eden bir edebiyatmış gibi gösteren havâs edebiyatı (=yüksek zümre edebiyatı), sarây edebiyatı, Enderun edebiyatı, edebiyyât-ı Osmâniyye (=Osmanlı edebiyatı), Osmanlı şiiri, Divan edebiyatı, ümmet edebiyatı, ümmet çağı Türk edebiyatı, İslamî Türk edebiyatı, klâsik Türk edebiyatı ve eski Türk edebiyatı gibi adlarla da anılmıştır. Ancak “havâs edebiyatı”, “sarây edebiyatı” ve “Enderun edebiyatı” gibi adlandırmalar bu edebiyatın, toplumun yalnızca belli kesimlerine hitap eden bir edebiyat olmadığının bilimsel araştırmalar sonucunda kesin olarak kanıtlanmasıyla artık tamamen terk edilmiştir.
56. Soru
Yerli ve yabancı edebiyat tarihçileri Eski Türk Edebiyatı için hangi isimleri kullanmışlardır?
Cevap
Hammer Purgstall (öl. 1856) ve E. J. W. Gibb (öl. 1901) gibi Batılı araştırmacılar bu edebiyat için “Osmanlı edebiyatı” ve “Osmanlı şiiri” gibi adları kullanmayı tercih etmişler; Fâik Reşâd (öl. 1851), Abdülhalim Memduh (öl. 1866) ve Şehabeddin Süleyman (öl. 1885) gibi modern anlamda ilk yerli edebiyat tarihçileri de söz konusu edebiyat için “edebiyyât-ı Osmâniyye” tabirini kullanmışlardır. Fakat bu adlandırmalar aynı kuramsal ve estetik temellere dayanan Beylikler çağı Türk edebiyatını göz ardı ettiği ve Osmanlı dönemi Türk edebiyatını Türk edebiyatı tarihinden bağımsız bir edebiyatmış gibi gösterdiği için doğru bir adlandırma olarak kabul edilmemiştir.
57. Soru
Eski Türk Edebiyatına Divan Edebiyatı ismini verenler kimlerdir?
Cevap
“Divan edebiyatı” ise, ilk olarak Ömer Seyfettin (öl. 1884) ve Ali Canip (öl.1967) tarafından kullanılmıştır.
58. Soru
Eski Türk edebiyatına Divan edebiyatı denmesinin gerekçesi neden yanlıştır?
Cevap
“Divan edebiyatı” ise, ilk olarak Ömer Seyfettin (öl. 1884) ve Ali Canip (öl.1967) tarafından kullanılmıştır. İlk başlarda bu adla Osmanlı sarayları ve konaklarında düzenlenen “meclis” ve “divan”lara özgü bir “yüksek zümre (=havâss)” edebiyatının kastedildiği bilinmektedir. Ancak zamanla bu adlandırmanın gerçek nedeni unutulmuş ve bu adın söz konusu dönem şairlerinin çeşitli formlarda yazdıkları şiirleri “dîvân” adı verilen kitaplarda toplamış olmalarından hareketle verildiği gibi bir yorum ortaya çıkmıştır. Bir yorum sonucunda ortaya çıkan ikinci gerekçeyi kabul etmek de altı yüz yıl sürmüş bir edebiyatın mensur eserlerini ve birtakım şiir formlarını yok saymak gibi bir sonucun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
59. Soru
Eski Türk edebiyatını Ümmet edebiyatı adıyla anmak neden bilimsel değer taşımaz?
Cevap
“Ümmet edebiyatı”, “ümmet çağı Türk edebiyatı” ve “İslamî Türk edebiyatı” gibi adlandırmalar ise başlıca amacı sanat olan bu edebiyatı yalnızca dinî birtakım amaçlara hizmet eden bir edebiyatmış gibi gösterdiğinden bilimsel bir değer taşımamaktadır.
60. Soru
Klasik Edebiyat, Klasik Türk Edebiyatı gibi adlandırmalar kime aittir?
Cevap
“Klâsik edebiyat” ve “Klâsik Türk edebiyatı” gibi adlandırmalar ise Fuat Köprülü (öl. 1966)’ye aittir. Köprülü, son araştırma ve incelemelerinde bu edebiyatın “yüksek bir medeniyet dairesinde” kendi şartlarında ve kendine has klâsik bir edebiyat olduğunu kabul ederek “klâsik edebiyat” ya da “klâsik Türk edebiyatı” olarak adlandırılması gerektiğini ileri sürmüşse de bu dönem Türk edebiyatında Batı edebiyatlarındaki klasisizm ölçütlerini arayanlar bu edebiyatta söz konusu özellikleri göremedikleri için böyle bir adlandırmaya karşı çıkmışlardır.
61. Soru
Eski Türk Edebiyatı olarak adlandırılan edebi dönemin nazım ve nesirde esas aldığı edebiyat hangisidir?
Cevap
Bugün eski Türk edebiyatı olarak adlandırdığımız edebî dönemin gerek nazımda gerekse nesirde İslamî dönem İran edebiyatını örnek aldığı, bu dönem İran edebiyatının da kuramsal ve estetik olarak Arap edebiyatını esas aldığı bilinmektedir. Türklerden önce İslam dinini kabul etmiş olan İranlılar, nazımda Arap şiirinin vezin (=ölçü) ve kafiye (=uyak) sistemini; bir tür “mensur şiir” olarak kabul edebileceğimiz süslü nesirde (=nesr-i müsecca’) de aynı edebiyatın nesir anlayışını benimsemişlerdir. İranlı şair ve yazarların bu yeni dönem İran edebiyatını meydana getirirken vezin ve kafiye dışında esas aldıkları edebiyat kuramı da yine Arap “belâgat”idir. İranlıların başlangıçta Arap edebiyatının bütün esaslarını kabul etmiş olsalar da zaman içinde bu esaslar üzerinde birtakım küçük değişiklikler yaptıkları, kısmen de olsa kendilerine özgü bir edebiyat kuramı geliştirdikleri bilinmektedir. Dolayısıyla İslamî dönem Türk edebiyatının oluşum sürecinde Türk şair ve yazarlarının her bakımdan örnek aldıkları edebî esaslar, doğrudan Arap edebiyatının değil, birtakım değişikliklere uğramış biçimiyle İran edebiyatının edebî esasları olmuştur. Bu üç edebiyatın da esaslarını belirleyen ilk eserler Arap ve Fars dilleriyle yazılmış eserlerdir. Ancak Arap ve Fars dilleriyle yazılmış olan bu eserlerin birçoğunun yazarının Türk olduğu; örnek alınan İslamî dönem İran edebiyatının oluşumunda Türk şairlerin, yazarların ve onları sürekli teşvik eden Türk hükümdarların da önemli katkıları olduğu bilinmektedir. O hâlde İslâmî dönem Türk edebiyatının dayandığı kuramsal ve estetik esasları yalnızca Arap veya Fars edebiyatına ait edebî esaslar olarak kabul etmek yerine, bunları her üç milletin ortak bilgi birikimi olarak değerlendirmek daha doğru bir yol olarak görünmektedir.
62. Soru
Klasik dönem Türk şairlerinin etkilendiği ortak kültürün edebiyat etkisi nasıl olmuştur?
Cevap
Klâsik dönem Türk şairleri eserlerini söz konusu kuram ve estetik esaslar yanında ortak bir kültür ve geniş bir bilgi birikiminden yararlanarak yazmışlardır. Ancak bu ortak kültür ve bilgi birikimi şairi ya da yazarı dar sınırlar içinde bırakmamış; aksine onların şiire geniş bir bilgi ve kültür penceresinden bakabilmelerini sağlamıştır. Fakat bu kültür ve bilgi birikimi toplumun her kesiminin değil, ancak aydın kesiminin sahip olabildiği, üst düzeyde bir kültür ve bilgi birikimidir. Birçok bilim dalında bilgi sahibi olmayı, Arapça ve Farsçayı okuyup anlamayı, hayata tanıklık etmeyi, dili elde bir hamur gibi şekillendirebilmeyi ve hayatı sevmeyi gerektiren bir kültürdür bu. Kökü bu milletin kendi hayatına ve tarihine uzanan, ama kendi dünyalarına duydukları güven dolayısıyla farklı dünyaların kültürlerine kapılarını kapatmayan bir anlayışı barındırır. Bundan dolayı bu dönemin yakın ilişkide bulunulan iki medeniyet ve kültüründen, yani Arap ve Fars kültüründen aktarmalar ve etkilenmeler olmuş; bu etkiler şiire de yansımıştır. Dönemin şair ve yazarları edebiyatı ilgilendiren her alanda bilgi sahibi olmak, Arapçayı ve Farsçayı bu dillerle yazılmış edebî eserleri okuyup anlayacak, hatta bazen bu iki dilde şiir yazacak kadar iyi bilmek zorundadırlar.
63. Soru
Türk şairlerin Arap ve Fars kültürünü ve edebi anlayışlarını çokça benimsemiş olmalarının tarihi ve sosyal nedenleri nelerdir?
Cevap
Dönemin Türk şair ve yazarlarının Arap ve Fars kültürünü ve bu iki milletin edebî anlayışlarını bu derecede benimsemiş olmalarının tarihî ve sosyal nedenleri vardır. Bu nedenlerin başında İran ve Arap milletleri ile olan din birliği gelmektedir. Bir diğer önemli neden de Osmanlı devletinin kendine hedef olarak bölgesel bir güç olarak kalmayı değil, bir dünya devleti olmayı seçmiş olmasıdır. Bunun için de fethedilen topraklardaki farklı milletlere ait kültürlere ve uygarlıklara düşmanlık etmemiş, onların kültürlerinden ve bilgi birikimlerinden kendi değerlerini zorlamadığı sürece yararlanabileceği kadar yararlanmıştır. Nitekim İran’la savaşan ve Safevî Devleti’nin Anadolu’ya yönelik emellerini sona erdiren Yavuz Sultan Selim, savaştığı halkın diliyle şiir yazmakta bir sakınca görmemiş, onun bu tutumu ne kendi döneminde ne de daha sonra yadırganmıştır. İran edebiyatının Türk edebiyatı üzerinde bu derece etkili olmasının bir başka önemli nedenini de İranlıların İslâm dinini Türklerden yaklaşık iki yüzyıl önce kabul etmiş olmalarında aramak gerekir. İslam dinini İranlılardan sonra benimsemiş olmaları, Türklerin birçok konuda olduğu gibi sanat anlayışında da onları örnek almalarına yol açmış; bu da Türk ve Fars şairlerinin aynı edebiyat derslerini görerek ve aynı kitapları okuyarak yetişmeleri sonucunu doğurmuştur. Buna İranlılarla olan komşuluk ilişkilerinden doğan kültürel yakınlaşmayı ve İran topraklarının uzun yıllar Türk egemenliği altında kalmış olması gibi etkenleri de ilave edersek, Türk şairlerinin, iki yüz yıl önce başlamış olan İran edebiyatını örnek almış olmalarını doğal karşılamak gerekir. Bütün bu sebepler Divan şairlerinin dâhil oldukları medeniyet dairesindeki diğer milletlerle aynı kültür zemininde şiir söylemeleri sonucunu doğurmuştur. Bu müşterek kültür zemininin yanı sıra mahallî unsurlar ve Türk milletinin hayatı ve insanı kendisine özgü yorumlayış tarzı da bu şiirin kültür zemininin oluşmasında önemli bir role sahiptir.
64. Soru
Türkçe'nin Arapça ve Farsça ile münasebeti nasıl olmuştur?
Cevap
Türkler, İslam dinini kabul ettiklerinde yeni bir din ile birlikte bu dinde önemli bir yer tutan Arapça ile de karşılaşmışlardır. Dinî metinlerin anlaşılması için bu dilin bilinmesi, dinî kavramların karşılıkları tam olarak kullanılan dilde bulunmadığı için bu dilden aktarılması ve nihayet ibadet için bir başka dilde yazılmış olan Kur’ân-ı Kerim’in okunması ve anlaşılması lazımdı. Bu kaçınılmaz olarak Arapça ile teması doğurdu. Bununla birlikte İslâm kültürü ve sanatı ile olan yaygın ve sürekli ilişki İran yoluyla olmuş, sözünü ettiğimiz ilişki de sanat bağlamında büyük ölçüde Fars dili üzerinden olmuştur.
65. Soru
Fars edebiyatıyla karşılaşılması Türk edebiyatı üzerinde nasıl bir etki bırakmıştır?
Cevap
Türk edebiyatı, toplum yaşantısıyla da bağlantılı olarak, İslamdan önce sözlü bir edebiyat şeklinde idi. Türkler İranlılarla kültürel temasa geçtiklerinde karşılarında âhenkli bir şiir dili ve klâsikleşmiş bir edebiyat buldular. Böylece İslamlaştıktan sonraki dönemde bir taraftan İran coğrafyasındaki Türk devlet idarecileri bu dil ile meydana gelen edebiyatı desteklemiş; diğer taraftan Türk şairleri XII ve XIII. yüzyıllarda şiirlerini Farsça yazmışlardır. İslam dinini kabul ettikten sonra Türk ve İranlı bilginlerin farklı bilim dallarında eserlerini Arapça yazdıkları, İranlıların söz varlığı itibarıyla önemli miktarda Arapça kelimeyi kendi dillerine aldıkları, Türklerin edebiyatlarını İranlıların oluşturduğu estetik yapı üzerine bina ettikleri, bununla birlikte İranlıların bu estetik yapıyı Arapça eserlerin etkisi ile şekillendirdikleri, fakat bu Arapça eserlerin pek çoğunun da Türk yazarlarca kaleme alındığı görülmektedir. Bilim, kültür ve sanat alanındaki bu geçişlerin ve etkileşimlerin bu denli sınırsız bir şekilde olmasını içine girilen medeniyet anlayışının insana ve dünyaya bakış tarzı ile ilişkilendirmek gerekir.
66. Soru
Eski Türk Edebiyatını gelişim çizgisi ve buna bağlı olarak geçirdiği üslup farklılaşmalarını göz önünde bulundurarak kaç gruba ayırabiliriz?
Cevap
Eski Türk Edebiyatını gelişim çizgisini ve buna bağlı olarak geçirdiği üslup farklılaşmalarını göz önünde bulundurarak başlıca üç döneme ayırmak mümkündür:
1. Oluşum Dönemi: XIII. yüzyılın sonlarından XIV. yüzyıl sonlarına kadar devam eder. Dönemin önemli temsilcileri, Âşık Paşa (öl.1333), Gülşehrî (öl. XIV. yy.), Şeyhoğlu Mustafa (öl. 1401?), Ahmedî (öl. 1413) ve Şeyhî (öl. 1431?) gibi şairledir.
2. I. Klâsik dönem: XV. yüzyılın ilk yıllarından XVII. yüzyıl başlarına kadar devam eder. Ahmed Paşa (öl. 1496), Necatî (öl. 1509) ve Zâtî (öl. 1546) gibi şairlerle olgunluk kazanmaya başladığı; Fuzulî (öl. 1556), Bakî (öl. 1600), Nev’î (öl. 1599), Hayalî (öl. 1557) ve Taşlıcalı Yahya (öl.1582) gibi şairlerle de Türk edebiyatının İran edebiyatı etkisinden kısmen de olsa kurtularak artık kendi iç gelişimini tamamlayıp özgün eserlerini vermeye başladığı bir dönemdir.
3. II. Klâsik Dönem: XVII. yüzyıl başlarından XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eder. İran edebiyatındaki üslup farklılaşmasının etkisiyle özellikle şiirde yoğun olarak yeniden bu edebiyatın etkisi altına girdiği bir dönemdir. Sebk-i Hindî (=Hind üslubu) adı verilen bu edebî akımın Türk edebiyatındaki önemli temsilcileri Fehîm-i Kadîm (öl. 1647), Nâ’ilî (öl. 1666), Nedîm-i Kadîm (öl. 1670), Nef’î (öl. 1635) ve Şeyh Gâlib (öl. 1799)’dir.
67. Soru
Osmanlı toplumunda şiir ve şairin önemi nasıldı?
Cevap
Osmanlı dönemi Türk toplumunda şiirin ne ifade ettiğini anlamak, ancak bu toplumda şiir ve şaire verilen önemin anlaşılmasıyla mümkündür. Bu toplumda her zaman en üst düzeyde takdir gören sanat ve sanatkârlar arasında şiir ve şairin özel bir yeri olmuştur. Osmanlı toplumunda padişahtan sadrazama, vezirden bilim adamına, çeşitli devlet görevlilerinden farklı meslek gruplarına kadar şiir söyleme ve şiirden zevk alma o toplumun ortak zevkleri arasında yer almıştır. Sürekli savaş meydanlarında bulunmuş birçok padişahın aynı zamanda dönemlerinin önemli şairleri arasında yer almış olmaları da bunu açıkça göstermektedir. Kendisini elinde kılıç yerine bir gülle resmettiren Fatih Sultan Mehmet, sanat zevki yüksek bir padişah ve döneminin başarılı şairlerindendir. Yine Fatih’in veziri Mahmut Paşa (öl.1474), Divan’ı günümüze kadar ulaşmış bir divan şairidir. Yavuz Sultan Selim, Türkçe yanında Farsçayla da edebî değeri yüksek şiirler söyleyebilecek güçte başarılı bir şairdir. Kanûnî Sultan Süleyman, Divan edebiyatının en fazla şiir yazmış şairlerindendir. Bu şair sultanlar sadece payitaht (=başkent)lerde şiir ve sanatla ilgilenmemişler; hayatlarının önemli bir bölümünü geçirdikleri seferlerde de şiir ve sanatla uğraşmışlar; sefere çıktıklarında yanlarına bilginler ve sanatkârları da almışlardır. Tarihî kaynaklar şair padişahların, şehzadelerin, vezirlerin, dönemin bilim kurumları olan medrese hocalarının ve devlet adamlarının şiirlerinden örneklerle doludur. Padişahları şair olan bir devletin devlet adamlarının, bürokratlarının da şiirle, edebiyatla ilgilenmiş olmalarını doğal karşılamak gerekir. Bundan dolayı şairlik ve sanatkârlık devlet kademelerinde yer alan liyakat sahibi kişilerin ilerlemelerinde rol oynayan en önemli etkenlerden biri olmuştur. Bürokraside ve bilim alanında pek çok kişinin, yazdıkları şiirleri padişahlara, devlet adamlarına ya bizzat onların huzurunda okumaları ya da bir vesile ile göndererek sunmalarının sebeplerinden biri de budur. Devlet, diğer hizmetleri ve yeteneklerinin yanı sıra onların bu yönlerini de dikkate almış, bu kişileri ödüllendirmiş böylece toplumda şiirin, şairin ve sanatın yeri devlet eliyle yüceltilmiştir. Başarılı şairlere devlet tarafından maaş bağlandığı devrin tarihî kaynaklarından olan “in’amât (=bağışlar)” defterlerinde ve “şu’arâ tezkireleri”nde görülür. Ayrıca II. Bayezid’in kendi dönemindeki şairlerden şiir yazmalarını istemesi ve yazılan şiirlere şiirin derecesine göre ödül vermesi de yine bu dönemde şiire ve sanatkâra verilen önemin bir göstergesidir. Bununla birlikte sundukları şiirler karşılığında ödül alan, makamı yükseltilen, maaş bağlanan şairlerin çoğunun aslında devlette bir görevi bulunduğu ya da bir meslek sahibi olduklarını hatırlamak, sanatla ilgilenmenin o dönemin bürokrasisinde ve toplum hayatında ne kadar önemli olduğunu da göstermektedir. Şu’arâ tezkirelerinde yer alan birtakım bilgilerden yola çıkarak Osmanlı dönemi şairlerinin şiir ve edebiyatla ilk kez aile çevresinde tanıştıklarını söylemek mümkündür. Ayrıca her aşamadaki eğitim öğretim kurumlarının dersleri arasında edebiyatla ilgili olanların ağırlıklı olarak yer aldığı; hatta Miftah Medreselerinde olduğu gibi yükseköğretim sisteminin bazı aşamalarına o dönemde okutulan edebiyatla ilgili teorik eserlerin adının verildiği görülmektedir. Bu, o dönemde eğitim öğretimde edebiyatın tuttuğu yerin önemini göstermektedir. Divan şairlerinin meslek grupları ve yetiştikleri bölgelerle ilgili olarak şairlerin hayatları ve eserlerinden örnekler veren “şuara tezkireleri” üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar ve istatistiksel bilgiler şunu göstermektedir: Bu kaynaklarda geçen 3000 civarındaki şair arasında en fazla “ilmiye sınıfı” mensupları, yani bilim adamları yer alır. Daha sonra “kalemiyye” adı verilen bürokrat sınıf gelmektedir. Bunlardan sonra saray mensupları, askerler, esnaf ve serbest meslek sahipleri yer almaktadır. Dolayısıyla divan şairleri, entelektüel birikimin en üst düzeyde olduğu dönemin yükseköğretim kurumlarındaki bilim adamlarından başlayarak toplumun hemen her kesiminden insanlardan oluşuyordu. Bu tespit başka bulgularla da desteklenmektedir. Çok geniş bir coğrafyaya yayılan Osmanlı devletinde İstanbul dışında da pek çok kültür merkezi vardır. Genel olarak bu edebiyat bir şehir ve şehirli edebiyatıdır. Fakat en yoğun olarak divan şairi payitaht (=başkent) olan Bursa, Edirne ve İstanbul’da yetişmiş olmakla birlikte, bunların dışında Konya, Amasya, Diyarbakır, Kastamonu, Kütahya, Antep gibi Anadolu’daki şehirler, Bağdat, Vardar Yenicesi, Filibe, Manastır, Sofya gibi bugün Türkiye sınırları dışında kalmış kültür merkezleri de ünlü divan şairlerinin yetiştiği yerlerdir. Kısacası bu edebiyat şiirle küçük yaştan itibaren tanışan, kendisini şiirle ifade eden bir toplumun edebiyatıdır. Divan şairlerinin arasında, dönemin bilim ve devlet adamları fazla olmakla birlikte, çeşitli meslek gruplarından, hatta esnaftan şairlerin de bulunması bu gerçeği desteklemektedir.
68. Soru
Dönemin şiir kitapları nelerdir?
Cevap
Eski Türk Edebiyatında şiirlerin toplandığı üç tür kitap vardır: “dîvân”lar, “mesnevî”ler ve “mecmû’a-i eş’âr”lar.
69. Soru
Eski Türk Edebiyatında şiirlerin toplandığı kitaplardan olan "Divan" nedir?
Cevap
Klâsik dönem Türk şairlerinin çeşitli nazım şekilleri ile yazdıkları şiirler, “dîvân” adı verilen kitaplarda toplanmıştır. “Dîvân” kelimesinin aslı Farsça olup devlet idaresiyle ilgili kayıt defterleri, bunların ve bunları tutan kâtiplerin bulunduğu yer anlamında iken zamanla Arap edebiyatının önemli bir eseri olan Ebu Temmâm’ın kahramanlık şiirlerini topladığı Dîvânü’l-Hamâse’si gibi birden fazla şairin şiirlerinin bir araya getirildiği şiir mecmuası, daha sonra da belli bir şairin şiirlerinin toplandığı kitap ya da defter anlamını kazanmıştır. Klâsik dönem Türk şairlerinin çeşitli nazım şekilleri ile yazdıkları şiirler, bu şairlerin her bakımdan örnek aldıkları İran şairlerininki gibi “dîvân” adı verilen bu kitaplarda toplanmıştır. Ancak bu, her şairin bir divan sahibi olduğu anlamına gelmez. Bugün adlarını bildiğimiz, hatta bazı şiirleri günümüze kadar ulaşmış birçok şairin divanının elimizde bulunmaması, bu şairlerin ya bir divan oluşturacak kadar şiir yazmamış olmalarından ya da yazdıkları şiirlerin toplanarak çeşitli nedenlerle divan hâline getirilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Divanlar düzenlenirken nazım şekilleri esas alınmış ve şiirler genellikle kasideler, tarih kıt’aları, gazeller, musammatlar, rubâ’îler, kıt’alar, beyitler, mısralar düzeninde sıralanmıştır. Ancak Türk edebiyatında her zaman uyulmuş bir divan düzeninden söz etmek mümkün değildir. Musammatların gazellerden önceye alındığı, kasidelerin gazellerden sonraya konulduğu divanlar da vardır. Gazeller divanlarda redifli gazellerde redifin son harfi, redifsiz gazellerde de kafiyenin son harfine göre Osmanlı Türkçesi “elifbâ (=alfabe)”sı esas alınarak sıralanmıştır. Bazı harflerle kafiye bulmak güç olduğundan bütün harflerle gazel söylemiş şair sayısı oldukça azdır. Kasidede ise, böyle bir sıra gözetilmemiş; bu nazım şekliyle yazılmış manzumeler daha çok konularının önemine göre sıralanmıştır. Tarih kıt’aları ise son mısra ya da beyitlerinde birtakım önemli olayları “ebced”le tarihlendirmek için yazılmış; edebî olmaktan çok tarihî değer taşıyan manzumelerdir. Musammatların sıralanmasında genellikle bendlerinin mısra sayılarına dikkat edilmiş olsa da bunun bir kural hâline geldiğini söylemek mümkün değildir. Gazellerden sonra genellikle “mukatta’ât” olarak adlandırılan kıt’a, rübâ’î, matla’, müfred gibi küçük hacimli şiirler yer alır. Şiirlerin, bir başka açıdan bakarak kendi içlerinde nazım şekillerine göre gruplandığını da söyleyebiliriz. Bunda da esas olan nazım şekillerinin uzunluğu ya da kısalığıdır. Kasîde, terkîb-i bend, tercî’-i bend gibi uzun şiirlerle başlayan bir divan, orta uzunluktaki şiirler olan gazellerle ve gazele göre daha kısa nazım şekilleri ile devam eder; bağımsız beyitler ve mısralarla da son bulur. Bazı şairlerin divanları kendileri hayatta iken, bazılarınınki de ölümlerinden sonra düzenlenmiştir. Küçük hacimli ve eksik divanlara “dîvânçe”, nazım şekilleri bakımından zengin, geniş hacimli divanlara ise “müretteb divan” denir. Genellikle bir şairin divanı onun bütün şiirlerini içerir. Ancak Gelibolulu Âli (öl. 1600), Ahmed Namî gibi bazı şairlerin birden fazla divan tertip ettikleri de bilinmektedir. Divanlar Dîvân-ı Fuzulî, Divan-ı Bakî gibi şairlerinin adlarıyla anılırlar. Pek çok divan şairi Türkçe dışında Farsça divan da tertip etmişlerdir. Bazı divanlarda “dîbâce”, “mukaddime” adları verilen “önsöz” niteliğinde bir giriş bölümü yer alır. Bu bölümler şairin şiir ve sanata bakışı hakkında günümüze önemli bilgiler aktarır.
70. Soru
Eski Türk Edebiyatında şiirlerin toplandığı kitaplardan olan "Mesnevî" nedir?
Cevap
Mesnevî hem bir nazım biçimi, hem de bu nazım biçimi ile yazılmış kitaplara verilen addır. Divanlarda beyit sayısı en fazla otuza kadar çıkmış kısa mesnevîlere de rastlanmakla birlikte bu nazım biçimiyle genellikle “Leylâ ve Mecnun”, “Husrev ve Şîrîn”, Yûsuf ve Zelîhâ” gibi edebî değer taşıyan uzun, bazen binlerce beyit tutarındaki aşk hikâyeleri, destânî konular, öğretici yönü ağır basan dinî, tasavvufî, ahlakî eserler ve manzum sözlükler yazılmıştır. Mesnevîde beyitlerin diğer beyitlerden bağımsız olarak kendi içinde kafiyelenmesi ve gazel ve kasidede olduğu gibi beyit sayısı için bir sınırlama konulmamış olması, diğer nazım şekillerinde olduğu gibi şairleri kafiye bulma ve sayısı önceden belli birkaç beyit ile düşüncelerini ifade etme sıkıntısından kurtarmış; bu nedenle de uzun, bazen binlerce beyit tutan manzumeler bu nazım biçimiyle yazılmıştır.
71. Soru
Eski Türk Edebiyatında şiirlerin toplandığı kitaplardan olan "Şiir Mecmuası" nedir?
Cevap
Divanlar ve mesneviler dışında farklı şairlerin çeşitli nazım şekilleriyle yazdıkları şiirlerinin toplandığı “şiir mecmuaları (=mecmû’a-i eş’âr)” ile beğenilen bir şiire başka şairler tarafından yazılmış benzer şiirler(=nazîre)in toplandığı “nazire mecmua(=mecmû’a-i nezâ’ir)ları” bu dönemin antoloji niteliğindeki şiir kitaplarıdır. Bunların sayıları kesin olarak tespit edilemeyecek kadar çoktur. Bir kısmının toplayanı belli değildir. Nazire mecmualarının önemlileri şunlardır:
1. Ömer b. Mezid tarafından 1437 yılında derlenmiş olan Mecmû’atü’n-Nezâ’ir.
2. Eğridirli Hacı Kemal tarafından 1512-13 yıllarında derlenmiş olan Câmi’ü’nNezâ’ir.
3. Edirneli Nazmi tarafından 1524 tarihinde derlenmiş olan Mecma’u’n-Nezâîr.
4. Pervane Bey tarafından 1560 tarihinde derlenmiş olan ve kendi adıyla anılan Pervâne Bey Mecmû’ası.
Eski Türk Edebiyatına Giriş:
Biçim ve Ölçü Dersi
2. Ünite Sorularla Öğrenelim
Nazım Biçimleri: Beyitlerden Oluşan
Nazım Biçimleri Ve Dört Mısralı
Nazım Biçimleri
1. Soru
Kasidenin bölümleri nelerdir?
Cevap
Övgü ve bunun sonucunda caize almak için yazılan kasidelerde genellikle 6 bölüm bulunur: nesîb ya da teşbîb, girizgâh (gürizgâh), medhiyye (maksad, maksûd), tegazzül, fahriyye du’â.
2. Soru
Rübâ’î terimini kısaca tanımlayınız
Cevap
Rübâ’î bir edebiyat terimi olarak özel vezinlerle yazılmış dört mısr?‘ lı bir nazım biçimidir. Bu nazım biçimi İran edebiyatında doğmuş; Türk edebiyatına da bu edebiyattan geçmiştir. Rübâ’înin kafiye düzeni iki beyitlik nazımlarda olduğu gibi genellikle “a a x a”dır. Bunun yanında kıt’a gibi “x a x a” şeklinde kafiyelenmiş ve dört mısr?‘ ı da birbiriyle kafiyeli rübâ’îler de vardır. Dört mısr?‘ ı birbiriyle kafiyeli rübâ’îlere rübâ’î -i musarra veya terâne adı verilmiştir.
3. Soru
Nazım biçimi terimini kısaca tanıtınız.
Cevap
Nazım biçimleri aslında şiir metinlerinin bir tür kalıplarıdır. Nazım biçimlerinin önceden belirlediği bu çerçeve, ilk bakışta şairleri kısıtlayan, onların anlatımda belli sınırlar içinde kalmasına neden olan ögeler olarak görülebilir. Ancak bu sınırlamanın şiirde belli konuları işlemek için hazır kompozisyon kalıpları sunmak, müzikaliteyi sağlamak ve belli bir düzen içinde düşünceleri ifade etmek gibi olumlu katkılarından da söz etmek mümkündür. Nazım biçimlerini tanımak, klâsik dönem Türk edebiyatına ait metinleri anlamak ve yorumlamak açısından oldukça önemlidir.
4. Soru
Halk edebiyatında mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün vezniyle yazılmış gazellere ne ad verilir?
Cevap
Halk edebiyatında mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün vezniyle yazılmış gazellere kalenderî denir.
5. Soru
Divan edebiyatının yetiştirdiği en ünlü rübâ’î şairi kimdir?
Cevap
Divan edebiyatının yetiştirdiği en ünlü rübâ’î şairi Azmîzâde Hâletî (öl.1631)’dir. Türk edebiyatı Batı edebiyatının etkisi altına girdikten sonra Türk şairleri ünlü İranlı rübâ’î şairi Ömer Hayyam (öl. 1123)’ın rübâ’îlerini manzum olarak Türkçeye aktarmak dışında bu tarza fazla ilgi göstermemişlerdir. Bu dönem Türk şairleri içinde rübâ’î tarzının en önemli şairi Yahya Kemal (öl. 1958)’dir
6. Soru
Anadolu’da ilk tuyuğ örneklerini veren isimler kimlerdir?
Cevap
Tuyuğ daha çok Çağatay ve Azerî edebiyatlarında görülür. Anadolu’da ilk tuyuğ örneklerini Kadı Burhaneddin (öl. 1399) ve Seyyid Nesimî’de (öl. 1404) görüyoruz.
7. Soru
Kıtanın beyit sayısı hakkında bildiklerinizi yazınız
Cevap
Divan şiirinde daha çok iki beyitli kıt’alar yazılmışsa da bu nazım biçimiyle yazılmış manzumelerin beyit sayısının otuza kadar çıktığı da görülür. İki beyitten uzun olan böyle kıt’alara kıt’a-i kebîre (=büyük kıt’a) denilir. Uzun kıt’aları kasîdeden ayıran en önemli özellik, bu manzumelerde matla‘ ve mahlas beyitlerinin bulunmamasıdır. Kıt’alarda her türlü konunun işlendiği görülmektedir. Çeşitli olaylara ebcedle tarih düşürmede de en fazla bu nazım biçimi kullanılmıştır.
8. Soru
Rübâ’îler divanların neresinde yer alır?
Cevap
Bir şairin yazmış olduğu rübâ’î sayısı fazla ise bunlar divanların sonunda kafiyelerinin son harflerine göre sıralanmıştır. Rübâ’îlerde genellikle mahlas kullanılmamıştır.
9. Soru
Kasidenin kafiye düzenini yazınız
Cevap
Kasidenin kafiye düzeni şöyledir: aa xa xa xa xa xa xa . . .
10. Soru
Tâc beyti tanımlayınız.
Cevap
Kasîde şairleri mahlaslarını medhiyeden sonraki bölümlerden birinde kullanmışlardır. Bu nazım biçiminde şairin mahlasını söylendiği beyte tâc beyt denir
11. Soru
Bir mesnevîde bulunması gereken bölümler nelerdir?
Cevap
Yaygın olarak bir mesnevîde bulunması gereken bölümleri şu üç başlık altında toplamak mümkündür: Giriş, Konunun İşlendiği Bölüm, Bitiş Bölümü.
12. Soru
Rübâ‘î vezinleri nelerdir?
Cevap
Rüba’î, bu nazım biçimine özgü ahreb ve ahrem adları verilmiş iki grup vezinle yazılır. Aslında rübâ’îyi nazım ve kıt’adan ayıran da budur.
13. Soru
Mısr?‘-ı berceste nedir?
Cevap
Söylenilmesinde ve anlaşılmasında zorlama olmayan, her bakımdan kusursuz mısr?‘lara mısr?‘-ı berceste denir. Berceste mısr?‘lar âzâde olabilecekleri gibi bir şiirden de alınmış olabilirler.
14. Soru
Mısr?‘ ve beyit terimlerini tanımlayınız
Cevap
Divan şiirinin en küçük nazım birimi mısr?’dır. Mısr?’ bir edebiyat terimi olarak aruz vezniyle söylenmiş beytin yarısıdır. Beyit (=beyt) ise yine bir edebiyat terimi olarak aruz vezniyle yazılmış iki mısr?‘ dan meydana gelen nazım birimidir.
15. Soru
Mesnevi terimini kısaca tanımlayınız.
Cevap
Mesnevî bir edebiyat terimi olarak aynı vezinde ve her beyti diğer beyitlerden bağımsız olarak kendi arasında kafiyeli bir nazım biçimidir. Diğer nazım biçimleri için konulmuş olan beyit sayısı sınırlaması bu nazım biçiminde yoktur.
16. Soru
Kıtanın kafiye düzenini yazınız
Cevap
Kıt’ada beyitlerin ilk mısr?‘ları serbest ikinci mısr?‘ ları birbiriyle kafiyelidir. Kafiye düzeni şöyledir: xa, xa, xa, xa . . .
17. Soru
Ferd ya da müfred terimi neyi ifade eder?
Cevap
Bağımsız şiirler hâlinde yazılmış olan beyitlere ferd ya da müfred denir. Müfredlerde iki mısr?‘ birbiriyle kafiyeli değildir.
18. Soru
Halk edebiyatında fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün vezniyle yazılmış gazellere ne ad verilir?
Cevap
Halk edebiyatında fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün vezniyle yazılmış gazellere dîvân adı verilir
19. Soru
Kıtayı kısaca tanımlayınız.
Cevap
Kıt’a bir edebiyat terimi olarak genellikle iki veya iki beyitten uzun, matla‘ ve mahlas beyti olmayan bir nazım biçimidir. Bir başka ifadeyle kıt’alar kasîde ve gazel gibi bir matla‘ beytiyle başlamayan ve mahlas kullanılmamış manzumelerdir
20. Soru
Divan edebiyatı nazım biçimleri yazıldıkları nazım birimleri ve kafiye düzenleri esas alınarak kaç grupta incelenir?
Cevap
Divan edebiyatı nazım biçimleri yazıldıkları nazım birimleri ve kafiye düzenleri esas alınarak • beyitlerden oluşan nazım biçimleri, • dört mısr?‘ lı nazım biçimleri, • bendlerden oluşan nazım biçimleri olmak üzere üçe ayrılmıştır.
21. Soru
Nazım biçimleri konusu kesinlik kazanmış bir durum arz eder mi?
Cevap
Nazım biçimleri ile ilgili henüz çözülememiş bir takım sorunların varlığını da burada hatırlatmak gerekir. Bir nazım biçimi için yapılmış olan tanım ile divanlarda aynı formda yazılmış şiirlerin adlandırılması arasındaki çelişki bu sorunlara örnek olarak gösterilebilir. Aynı konudaki bir başka sorun da nazım biçimi olarak bilinen bazı formların gerçekten bağımsız bir nazım biçimi olup olmadığının henüz kesinlik kazanmamış olmasıdır. Bunda Türk edebiyatı araştırmacılarının özellikle son dönemde hemen her farklı özelliği ayrı bir nazım biçimi adı altında değerlendirme eğiliminin de önemli payı vardır.
22. Soru
Beytü’l-kasîde ne demektir?
Cevap
Kasidedeki en güzel beyte beytü’l-kasîde denir.
23. Soru
Hüsn-i matla‘ ve Hüsn-i makta‘ terimlerini tanımlayınız.
Cevap
Kasîdede matla‘ beytinden sonraki beyte hüsn-i matla‘ (=matla‘ güzelliği), makta beytinden önceki beyte de hüsn-i makta‘ (=makta güzelliği) adı verilmiştir.
24. Soru
Tecdîd-i matla‘ ne demektir?
Cevap
Bazı kasidelerde şairler şiirin ahengini artırmak ve tekdüzeliği kırmak için tecdîd-i matla‘ (=matla‘ yenileme) denilen bir yola başvurmuşlardır. Tecdîd-i matla‘ kasidede yeni bir matla‘ beyti söylemektir. Kasîdede şairler bazen matla‘ın bir mısr?‘ ını manzumenin herhangi bir yerinde aynen tekrar ederler. Bu tekrara reddi matla‘ denir. Ancak redd-i matla‘, kafiye tekrarı demek olduğundan divan şiirinde pek hoş karşılanmamıştır.
25. Soru
Kasideyi kısaca tanımlayınız.
Cevap
Kaside, bir edebiyat terimi olarak ilk beyti musarra, diğer beyitlerinin ikinci mısr?‘ları ilk beyitle kafiyeli, bütün mısr?‘ları aynı vezinle söylenmiş, en az 15 beyit uzunluğundaki bir nazım biçimidir.
26. Soru
Mısr?‘-ı âzâde ya da âzâde terimlerini tanımlayınız
Cevap
Mısr?‘-ı âzâde ya da âzâde adı verilmiş olan mısr?‘lar, ya aslında şairi tarafından tek mısr?‘ olarak söylenmiş, ya da bir beyitten alınarak meşhur olmuş ve diğer mısr?‘ı unutulmuş, anlam bütünlüğüne sahip şiir parçalarıdır. Beytin anlam bütünlüğüne sahip olması şarttır. Bununla birlikte her mısr?‘ ı tek başına anlam ifade eden beyitler de vardır. Böyle beyitlerin mısr?‘larına da âzâde adı verilmiş; ancak bunlar, kusurlu beyitler olarak kabul edilmişlerdir.
27. Soru
Tuyuğ nasıl kafiyelenir?
Cevap
Kafiyelenişi rübâ’îde yaygın olarak görülen “a a x a” düzenindedir. Bunun dışında “x a x a” şeklinde; yani, kıt’a biçiminde kafiyelenmiş olanları ve bütün mısr?‘ ları birbiriyle kafiyeli tuyuğlar da vardır. Tuyuğlar cinaslı kafiyelerin çok kullanıldığı bir nazım biçimidir.
28. Soru
Selîs ne demektir?
Cevap
Selîs, halk edebiyatında fe’ilâtün, fe’ilâtün, fe’ilâtün, fe’ilün vezniyle yazılmış gazellerin ismidir.
29. Soru
Gazeli kısaca tanımlayınız.
Cevap
Gazel, bir edebiyat terimi olarak, ilk beyti kendi arasında, diğer beyitlerin ikinci mısr?‘ ı ilk beyitle kafiyeli ve bütün beyitleri aynı vezinde olmak üzere genellikle beş beyit ile dokuz beyit arasında şiirlerin yazıldığı bir nazım biçiminin adıdır. Divan edebiyatında şairler daha çok beş beyitli gazeller yazmışlardır. 15 beyitten uzun gazellere gazel-i mutavvel (=uzun gazel) adı verilir. Gazelin başlıca konusu aşktır. Kasidede olduğu gibi gazelin birbiriyle kafiyeli ilk beytine matla‘, matla‘dan sonra gelen beytine hüsn-i matla‘, son beytine makta, makta beytinden önceki beyte de hüsn-i makta adı verilmiştir.
30. Soru
Şâh beyt, şeh beyt ya da beytü’l-gazel terimleri neyi ifade eder?
Cevap
Gazelin en güzel beytine de şâh beyt, şeh beyt ya da beytü’l-gazel adı verilmiştir. Fakat bir gazelin en güzel beyti kişiden kişiye değişebileceğinden gazelin bir beytini şâh beyt ya da beytü’l-gazel olarak seçmek oldukça göreceli bir değerlendirme olur.
31. Soru
Yek-âhenk ve Yek-âvâz gazel ne demektir?
Cevap
Gazelde konu bütünlüğü şart değildir. Yani gazelin her beytinde farklı bir konu işlenmiş olabilir. Ancak bütün beyitlerde aynı konunun işlendiği gazeller de vardır. Beyitleri arasında konu bütünlüğü olan gazellere yek-âhenk gazel adı verilmiştir. Bir gazelin bütün beyitleri her bakımdan aynı etkileyicilikte söylenilmişse bu tür gazellere de yek-âvâz olarak nitelenir.
32. Soru
Gazel-i müşterek ve mürâca‘a şiir terimlerini kısaca tanımlayınız.
Cevap
İki ayrı şairin birer mısr?‘ veya beyit yazarak, birlikte oluşturdukları gazele gazel-i müşterek (=ortak gazel) adı verilir. Bu gazellerde hangi mısr?‘ ın ya da beytin hangi şaire ait olduğu genellikle bellidir. Karşılıklı konuşmanın nakledilmesi şeklinde, “dedim” ve “dedi” yüklemleriyle yazılan gazellere mürâca‘a şiiri denir
33. Soru
Klâsik tertibe uyularak düzenlenmiş bir divanda kasideler hangi sırada yer alır?
Cevap
Klâsik tertibe uyularak düzenlenmiş divanlarda kasîdeler, en başta “kasâ’id (=kasîdeler)” başlıklı bölümde yer alırlar.
34. Soru
Kasideler hangi ölçütlere göre gruplandırılırlar?
Cevap
Konularına, rediflerine ve kafiyelerine göre gruplandırılırlar.
35. Soru
Halk edebiyatında mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün vezniyle yazılmış gazellere ne ad verilir?
Cevap
Semâ’î adı verilir.
36. Soru
Halk edebiyatında müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün vezniyle yazılmış gazellere ne ad verilir?
Cevap
Halk edebiyatında müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün vezniyle yazılan gazel biçimindeki şiirlere satranç adı verilmiştir. Bu şiirlerin her beytinden musammat gazelde olduğu gibi dörtlükler çıkar.
37. Soru
Müstezâd terimini kısaca tanıtınız
Cevap
Müstezâd, bir edebiyat terimi olarak gazelden türemiş ve mısr?‘ larının biri uzun biri kısa olmak üzere belli vezinlerde yazılmış bir nazım biçimidir. Genellikle mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün vezniyle yazılmış olan gazellerden türetilmiş ve beyitlerin mısr?‘ aralarına mef’ûlü fe’ûlün cüzleriyle yazılan kısa mısr?‘lar eklenmiştir. Ziyâdeleri ya da uzun mısr?‘ ları tekrarlanan müstezâdlara mütekerrir müstezâd, ziyâde mısr?‘ ı uzun mısr?‘ların başında tekrarlanan müstezâdlara da müdevver müstezâd denilir. Bilindiği kadarıyla Anadolu’da yazılmış ilk müstezâd örnekleri XIV. yüzyıl şairlerinden Seyyid Nesîmî (öl. 1404 ?)ye aittir. Yeni edebiyat anlayışı çerçevesinde de müstezada önem verilmiş, Servet-i Fünûn şairleri bu nazım biçiminin bilinen vezin ve kafiye sisteminde birtakım değişiklikler yaparak serbest müstezâd adı verilen yeni bir şekil denemişlerdir. Müstezâd halk edebiyatında yedekli, ayaklı adlarıyla çok kullanılmış bir nazım biçimidir. Aşk, şarap, ayrılık, tabiat gibi konular bu şiirlerde sıkça işlenmiştir. Bunların dışında dinî, tasavvufî konularda yazılmış olanlarına da rastlanır. Müstezâdlar, anlam bütünlüğü bakımından diğer nazım şekillerinden farklı bir özelliğe sahiptir. Bir müstezâdda ziyade mısr?‘ lar çıkarıldığı zaman şiirde anlamın bozulmaması gerekir.
38. Soru
Hamse ne demektir?
Cevap
Aynı şair tarafından yazılmış beş mesnevîye hamse denir. İran edebiyatında ilk hamse sahibi şair Genceli Nizâmî (öl. 1214 ?)’dir. Genceli Nizamî, mesnevîde İran edebiyatının en büyük şairidir.
39. Soru
Gazel-i müzeyyel terimini kısaca tanımlayınız
Cevap
Mahlas beytinden sonra birkaç beytin daha bulunduğu gazellere gazel-i müzeyyel denir.
40. Soru
Mülemma gazel ne demektir?
Cevap
Gazellerin beyitleri arasında Türkçe dışında bu iki dilden biri ya da ikisiyle yazılmış mısr?‘lar ya da beyitler varsa, bu tür gazellere mülemma gazel denilmiştir.
41. Soru
Matla‘ terimini hakkında kısaca bilgi veriniz.
Cevap
İki mısr?‘ ı birbiriyle kafiyeli; yani, musarra’ ya da mukaffâ olan tek beyte de matla‘ denilmektedir. Bu tür matla‘lar divanların sonlarında metâli’(=matla‘lar) başlıklı bölümlerde yer alırlar. Matla‘, genellikle gazel ve kasidenin ilk beytine verilmiş bir ad olmakla birlikte şairler bazı manzumelerde birden fazla matla‘ beyti de kullanmışlardır. Böyle manzumeler zâtü’l-metâli‘ ya da zü’l-metâli‘ olarak nitelenmiştir
42. Soru
Nazım terimini kısaca anlatınız.
Cevap
Kıt’aya benzer bir nazım biçimi de nazım (=nazm)dır. Yine bir edebiyat terimi olarak musarra bir beyitle başlayan kıt’aya da nazım denilmektedir. Dolayısıyla nazmın kıt’adan ayrıldığı tek yön nazımda ilk beytin musarra olmasıdır. Bu nedenle nazım, kıt’anın bir türü olarak da değerlendirilebilir. Kafiye düzeni şu şekildedir: aa, xa . . .
43. Soru
Merhun beyit nedir?
Cevap
Beyitlerden oluşan nazım biçimlerinde şairin her ne kadar anlatacağı şeyi tek beyit içinde ifade etmesi şartı varsa da bu kurala uymayan, anlamı ancak başka beyitlerle tamamlanabilen örnekler de görülmektedir. Bu tür beyitlere de merhun beyit denilmiştir.
44. Soru
Gazelin kafiye düzenini yazınız
Cevap
Gazelin kafiye düzeni kasideninki gibidir: aa, xa, xa, xa, xa . . .
45. Soru
Tuyuğ terimini kısaca tanımlayınız
Cevap
Tuyuğ, edebiyat terimi olarak dört mısr?‘ lı bir nazım biçimidir. Eski Türk şiirinin dörtlüklerinden doğmuştur. Tuyuğun Oğuz Türklerinin Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Irak’a yerleşmeleriyle kendi edebiyatlarında kullandıkları dört mısr?‘ lık halk şiirlerinin bu bölgede aruzla yazılan ve Fehleviyyât denilen bestelenmiş rübâ’îlerden etkilenmesiyle ortaya çıktığını ileri sürenler de vardır. Tuyuğ, genellikle fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün vezniyle yazılır. Az sayıda da olsa bu vezin dışındaki vezinlerle de yazılmış tuyuğ örnekleri vardır.
46. Soru
Nazım biçimleri nedir?
Cevap
Divan edebiyatında şiirler, biçimde gösterdikleri farklılıklar dikkate alınarak birtakım gruplara ayrılmış ve çeşitli adlarla anılmışlardır. Biçimde gösterdikleri bu farklılıklara göre birbirinden ayrılarak çeşitli adlar alan bu grupların hepsine birden nazım biçimleri (=eşkâl-i nazm, nazım şekilleri) denir. Bu gruplandırmada şiirlerin yazıldıkları nazım birimleri ve kafiye düzenleri esas alınmış ve divan edebiyatı nazım biçimleri “beyitlerden oluşan nazım biçimleri”, “dört mısralı nazım biçimleri” ve “bendlerden oluşan nazım biçimleri” olmak üzere üçe ayrılmıştır. Farklı araştırmacılar tarafından bu konuda başka gruplandırmaların yapıldığı da görülmektedir.
47. Soru
Nazım biçimlerinin edebiyata katkısı nelerdir?
Cevap
Nazım biçimleri aslında şiir metinlerinin bir tür kalıplarıdır. Divan edebiyatının benimsemiş olduğu edebî anlayış, vezin ve kafiyede nasıl birtakım kesin kurallar koymuşsa, biçime yönelik de büyük ölçüde değişmez bir çerçeve çizmiştir. Şiirler diğer birtakım kurallara da uyarak nazım biçimlerinin önceden belirlemiş olduğu bu çerçeve içinde varlık bulurlar. Nazım biçimlerinin önceden belirlediği bu çerçeve, ilk bakışta şairleri kısıtlayan, onların anlatımda belli sınırlar içinde kalmasına neden olan ögeler olarak görülebilir. Ancak bu sınırlamanın şiirde belli konuları işlemek için hazır kompozisyon kalıpları sunmak, müzikaliteyi sağlamak ve belli bir düzen içinde düşünceleri ifade etmek gibi olumlu katkılarından da söz etmek mümkündür.
48. Soru
Nazım biçimlerini tanımak neden önemlidir?
Cevap
Nazım biçimlerini tanımak, klâsik dönem Türk edebiyatına ait metinleri anlamak ve yorumlamak açısından oldukça önemlidir. Ancak nazım biçimleri ile ilgili henüz çözülememiş birtakım sorunların varlığını da burada hatırlatmak gerekir. Bir nazım biçimi için yapılmış olan tanım ile divanlarda aynı formda yazılmış şiirlerin adlandırılması arasındaki çelişki bu sorunlara örnek olarak gösterilebilir. Aynı konudaki bir başka sorun da nazım biçimi olarak bilinen bazı formların gerçekten bağımsız bir nazım biçimi olup olmadığının henüz kesinlik kazanmamış olmasıdır. Bunda Türk edebiyatı araştırmacılarının özellikle son dönemde hemen her farklı özelliği ayrı bir nazım biçimi adı altında değerlendirme eğiliminin de önemli payı vardır.
49. Soru
Beyitlerle kurulan nazım biçimleri hangileridir?
Cevap
Beyitlerle kurulan nazım biçimleri: Kaside, gazel, müstezad, kıt'a, mesnevî.
Cevap
Divan şiirindeki bütün nazım biçimleri mısra’ ya da mısrâ’ adı verilen en küçük nazım biriminden doğmuştur. Mısra bir edebiyat terimi olarak aruz vezniyle söylenmiş beytin yarısıdır.
Cevap
Beyit (<beyt) bir edebiyat terimi olarak aruz vezniyle yazılmış iki mısradan meydana gelen nazım biriminin adıdır. Bağımsız şiirler hâlinde yazılmış olan beyitlere ferd ya da müfred denir. Müfredlerde iki mısra birbiriyle kafiyeli değildir.
Cevap
Gazel ve kasîdenin mısraları birbiriyle kafiyeli olan ilk beytine matla’ denir. Ayrıca iki mısraı birbiriyle kafiyeli; yani, musarra’ ya da mukaffâ olan tek beyte de matla denilmektedir. Bu tür matlalar divanların sonlarında metâli’ (=matlalar) başlıklı bölümlerde yer alırlar. Matla, genellikle gazel ve kasîdenin ilk beytine verilmiş bir ad olmakla birlikte şairler bazı manzumelerde birden fazla matla beyti de kullanmışlardır. Böyle manzumeler zâtü’l-metâli’ ya da zü’l-metâli’ olarak nitelenmiştir.
53. Soru
Merhun beyit nedir?
Cevap
Beyitlerden oluşan nazım biçimlerinde şairin her ne kadar anlatacağı şeyi tek beyit içinde ifade etmesi şartı varsa da bu kurala uymayan, anlamı ancak başka beyitlerle tamamlanabilen örnekler de görülmektedir. Bu tür beyitlere de merhun beyit denir.
Cevap
Kasîde, bir edebiyat terimi olarak ilk beytinin mısraları birbiriyle, diğer beyitlerinin ikinci mısraları ilk beyitle kafiyeli, aynı vezinle söylenmiş, en az 15 beyit uzunluğundaki bir nazım biçiminin adıdır. Bu nazım biçimi Arap edebiyatında doğmuş ve oradan Fars ve Türk edebiyatlarına geçmiştir. Kasîdenin beyit sayısının alt sınırı her ne kadar 15 olarak kabul edilmiş olsa da bu manzumelerin uzunluğu genellikle 31 beyit ile 99 beyit arasında değişmektedir. Ancak bu konuda kesin bir sayı yoktur. Beyit sayısı 31’den az ya da 99’dan fazla olan kasîdeler de vardır. Kasîdenin kafiye düzeni şöyledir: aa xa xa xa xa xa xa...
55. Soru
Kasidelerin yazılış amacı nedir?
Cevap
Kasîdeler dinî konulu olanlar dışında genellikle bir devlet büyüğünü ya da zamanın ileri gelenlerinden birini çeşitli münasebetlerle övmek ve yapılan övgü karşılığında da memdûhtan câ’ize almak amacıyla yazılmış manzumelerdir. Ancak şairlerin kasîdede bu övgüye geçmeden önce ve sonra yerine getirmek zorunda oldukları birtakım biçim gereklilikleri vardır. Bu gereklilikler kasîde formunun bölümler hâlinde düzenlenmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
56. Soru
Tam bir kasidede kaç bölüm bulunur?
Cevap
Tam bir kasîdede 6 bölüm bulunur. Bu bölümler nesib ya da teşbib, girizgâh ya da gürizgâh, medhiyye ya da maksad/maksûd, tegazzül, fahriyye, du'â
57. Soru
Nesib (teşbib) nedir?
Cevap
Kasîdenin 15 ile 20 beyit arasında bir uzunlukta olan giriş bölümüdür. Burada aşk konusu işlenmişse bölüm “nesib”, başka bir konu işlenmişse “teşbib” adını alır. Ancak bu iki terimin birbirinin yerine kullanıldığı da görülmektedir. Nesib ya da teşbib, kasîdenin edebî değeri yüksek bölümlerinden biridir. Bu bölümün önemi kasîdelerin nesib ya da teşbibde işlenen konulara göre adlandırılmış olmasından da anlaşılmaktadır.
58. Soru
Girizgâh (gürizgâh) nedir?
Cevap
Şairin övgüye başlayacağını haber verdiği bir ya da iki beyitlik bölümdür. Nesib ile mehdiye arasındaki geçişin şairane bir tarzda yapılması gerekir. Şair bunu bazen ustalıkla yaparken bazen de üslupta bir kırılmayla doğrudan ifade eder. Aslında girizgâhı bir bölüm olarak değerlendirmek pek de doğru değildir.
59. Soru
Medhiyye (maksad, maksûd) nedir?
Cevap
Bu bölümde kasîdenin sunulduğu kişi övülür. Kasîdenin asıl yazılış amacının ifade edildiği bölüm, şiirin merkezidir. Genellikle önemli bir kişinin ya da değerli bir varlığın övüldüğü bu kısımda şair sanatının bütün inceliklerini kullanarak memduhunu över. Medhiyede asıl amaç övgü olmakla birlikte şairin bölümdeki başarısı, övgüde ne kadar ileri gittiğine değil, sanat gücünü ne oranda gösterdiğine bağlıdır. Bu bölümün dili genellikle nesibden daha ağırdır.
Cevap
Kasîde içindeki gazeldir. Kasîdedeki yeri tam olarak belirlenmiş değildir. Nesibden hemen sonra gelebileceği gibi medhiyeden sonra da yer alabilir. Tegazzül her kasîdede görülmez. Bazı kasîdeler doğrudan tegazzülle başlar ve hemen ardından medhiyeye geçilir. Böyle kasîdelerde nesib bölümü bulunmaz. Kasîde uzun bir manzume olduğu için beyit sonlarındaki kafiye ile sağlanan ses tekrarları bu nazım biçimiyle yazılmış manzumelerde bir süre sonra bir tekdüzeliğin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Tegazzül ise musarra bir beyitle başladığı ve bu bölümde genellikle farklı bir konu işlendiği için kasîdede tekdüzeliği kırmakta ve okuyucunun şiire olan ilgisinin devamını sağlamaktadır.
Cevap
Şairlerin şiirdeki yetenekleriyle övündükleri bölümdür. Bu bölümde şairler memduhun erdemleri yanında kendilerinin de sahip oldukları özellik ve yetenekleri ona hatırlatırlar. Fahriyede şairler genellikle kendilerini diğer kasîde şairleriyle karşılaştırarak onlardan daha güçlü ve yetenekli şairler olduklarını iddia etmişlerdir.
62. Soru
kasidenin bölümlerinden olan du'â nedir?
Cevap
Şairin memduha dua ettiği bölümdür. Aynı zamanda bu bölümde kasîdenin tamamlanması dolayısıyla Allah’a şükredilir ve memduhun içinde bulunduğu iyi durumun devamı için dua edilir. İlk kasîde örneklerinde görülmeyen bu bölüm kasîde formuna sonradan eklenmiştir.
63. Soru
Klasik tertibe uyularak düzenlenmiş divanlarda kasideler hangi sıraya göre dizilmişlerdir?
Cevap
Klâsik tertibe uyularak düzenlenmiş divanlarda kasîdeler, en başta “kasâ’id (=kasîdeler)” başlıklı bölümde yer alırlar. Divanların tertibinde şiirlerin uzunluk ve kısalıklarının dikkate alındığı ve kasîdelerin ilk sırada yer almasında diğer şiirlere göre daha uzun manzumeler olmalarının etkili olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca divanların kasâ’id bölümlerinde kasîdelerin kendi içlerinde de bir sıralamaya tabi tutulduğu görülmektedir. Bu sıralamada dinî konulu kasîdeler başta yer almakta, bunları padişahlar, sadrazamlar, vezirler ve şeyhülislamlar için yazılmış olanlar izlemektedir. Bu da kasîdelerin sıralanışında beyit sayılarının çokluğu ya da azlığı yanında övgüsü yapılan kişilerin önem sıralarının da göz önünde bulundurulduğunu göstermektedir.
64. Soru
Kasidelerin adlandırılmasında başvurulan yollar nelerdir?
Cevap
Kasidelerin adlandırılmasında başvurulan yollar başlıca üç gruba ayrılabilir. Bunlar; konularına göre, rediflerine göre, kafiyelerine göre adlandırmalardır.
65. Soru
Konularına göre adlandırılan kasideler nelerdir?
Cevap
Tanrı’nın yüceliğini ve birliğini konu alan kasîdelere tevhîd, içeriği O’na yakarış olanlara münâcât, Hz. Muhammed, Çâr Yâr (=dört halife) ve hatta On İki İmam için yazılanlara da na’t adı verilmiştir. Padişahların tahta çıkışlarını kutlamak için yazılmış kasîdelere cülûsiyye denir. Yine memduhların ramazan, bayram, nevruz gibi özel günlerini kutlamak için yazılmış kasîdeler de sırasıyla ramazâniyye, îdiyye (=ıydiyye) ve nevrûziyye gibi adlarla anılmışlardır. Nesib ya da teşbibinde bahar, yaz, sonbahar, kış tasvirlerinin yapıldığı kasîdelere aynı sırayla bahâriyye, temmûziyye, hazâniyye, şitâiyye gibi adlar verilmiştir. Ayrıca sünbüliyye gibi bir çiçeğin, rahşiyye gibi bir atın niteliklerinin uzun uzun anlatıldığı kasîdeler de vardır.
66. Soru
Rediflerine göre sıralanan kasideler nelerdir?
Cevap
Kasîdelerin bazıları da redifleri dikkate alınarak adlandırılmıştır. Ahmed Paşa’nın “Güneş” ve “Kerem” kasîdeleri, Fuzulî’nin “Su” kasîdesi bu adlandırma çeşidinin örneklerindendir. Aynı şekilde “Hançer”, “Tîğ”, “Gül” gibi redifleriyle adlandırılmış ünlü kasîdeler de vardır.
67. Soru
Kafiyelerine göre sıralanan kasideler nelerdir?
Cevap
Bazı kasîdelerin kafiyelerinin “revî” (=kafiyeyi meydana getiren asıl harf) harfine göre adlandırıldıkları da görülmektedir. Bir kasîde “r” harfiyle bitiyorsa, “kasîde-i râ’iyye”; “mîm” harfiyle bitiyorsa “kasîde-i mîmiyye”; “nûn” harfiyle bitiyorsa “kasîde-i nûniyye” adını almıştır. Ancak kafiye ve redifleriyle adlandırılmış kasîdelerin yazıldığı dönemde beğenilmiş ve ün kazanmış bir kasîde olması lazımdır. Revî harflerine göre adlandırılmış kasîdeler İran ve Türk edebiyatlarında da görülmekle birlikte bu adlandırma biçimine Arap edebiyatında daha fazla rastlanmaktadır.
Eski Türk Edebiyatına Giriş:
Biçim ve Ölçü Dersi 3. Ünite
Sorularla Öğrenelim
Bendlerden Oluşan Nazım Biçimleri:
Musammatlar
Cevap
Bend kelimesinin “bağ, boğum, rabıta” gibi sözlük anlamları bulunur. Bend edebiyat terimi olarak en az üç mısradan oluşan bir nazım biriminin adıdır.
Cevap
Müseddes, edebiyat terimi olarak altı mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Divan şiirinde bendlerden oluşan nazım biçimleri içinde murabba ve muhammesten sonra en çok kullanılmış bir nazım biçimidir Müseddeslerde kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır: 1. Mütekerrir: a) aaaaaA, bbbbbA, cccccA, . . . b) aaaaAA, bbbbAA, ccccAA, . . . 2. Müzdevic: a) aaaaaa, bbbbba, cccccca,… b) aaaatt, bbbbuu, ddddvv, ...
3. Soru
Musammatların genel özellikleri nelerdir?
Cevap
Bu nazım biçimlerinin ortak özellikleri birden fazla bendden meydana gelmeleri ve bütün bendlerinin aynı vezinle yazılmış olmasıdır. I. grup musammatlarda genellikle ilk bend kendi içinde, diğer bendlerin son ya da son iki mısra dışında kalan mısraları yine kendi içinde, son ya da son iki mısra ise ilk bendle kafiyelidir. Ancak, az sayıda da olsa bu genellemeden farklı kafiye düzenleriyle yazılmış musammatlara da rastlanmaktadır. Bazı musammatlarda ilk bendin son ya da son iki mısraı her bendin sonunda aynen tekrarlanmıştır. Eğer bir musammatın ilk bendinin son ya da son iki mısraı her bendin sonunda aynen tekrarlanmışsa; bu musammat mütekerrir, tekrarlanmamışsa; müzdevic olarak nitelenir. Terkîb-i bend ve tercî’-i bend ise, kafiye düzeninde ve bu düzene bağlı olarak bendleri oluşturan nazım biriminde gösterdikleri farklılık nedeniyle diğer musammatlardan ayrılırlar. Bu iki nazım biçiminde her bend son beyitler dışında diğer musammatlar gibi değil, kaside ya da gazel gibi kafiyelenmiştir. Dolayısıyla bu gruptaki musammatlarda bendler mısralardan değil, beyitlerden oluşur. Ayrıca bu nazım biçimlerinin bir bendindeki beyit sayısı da terkîb-i bendden terkîb-i bende ya da tercî’-i benden tercî’-i bende farklılık gösterir. Terkîb-i bend ve tercî’-i bendlerde her bendin sonunda birbirinden farklı vâsıta ya da bendiyye denilen kendi içinde kafiyeli bir beyit bulunur. Bu beytin kafiyesinin genellikle ilk bend de dahil olmak üzere terkîb-i bendin ya da tercî’-i bendin kafiyesiyle bir ilgisi yoktur. Terkîb-i bend ve tercî’-i bend arasındaki en önemli fark ise vâsıta beytinin terkîb-i bendlerde her bendin sonunda değişmesi; tercî’-i bendlerde ise aynen tekrarlanmasıdır. Musammatlar hemen her konudaki şiirlerin yazıldığı nazım biçimleridir. Ancak bu nazım biçimlerinde bendlerde anlam bütünlüğü, şiirin tamamında da konu birliği bulunmasına büyük özen gösterilmiştir. Şairler musammatlarda mahlaslarını genellikle son bendde kullanmışlardır.
Cevap
Terbî’, edebiyat terimi olarak bir gazelin her beytinin üstüne aynı vezin ve kafiyede ikişer mısra eklenerek meydana getirilmiş dört mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Terbîlerde her bendin son iki mısraı beyitlerinin üzerine ikişer mısra eklenen gazele; ilk iki mısraı da terbîi yapan şaire aittir. Bendlerdeki ekleme mısralara zamîme denir. Kafiye düzeni şöyledir: aa (aa), bb (ba), cc (ca), … Terbî’in bir de terbî’ edilen gazelin her beytinin iki mısraı arasına aynı vezin ve kafiyede ikişer beyit eklenerek yapılan bir biçimi vardır. Bu yöntemle yapılan terbî’lerde ilk ve son mısra terbî’ edilen gazele, aradaki iki mısra da terbî’i yapan şaire aittir. Böyle terbî’lere terbî’-i mutarraf, yapılan işleme de taştîr (=teştîr) denir. Kafiye düzeni şöyledir: (a)aa(a), (b)bb(a), (c)cc(a), …
5. Soru
Tardiyye terimi hakkında bilgi veriniz
Cevap
Divan şiiri nazım biçimleri arasında muhammesin bir de tardiyye ya da tard u rekb adı verilen mef’ûlü mefâ’ilün fe’ûlün vezni ve “bbbba, cccca, dddda, . . .” kafiye düzeniyle yazılmış özel bir biçimi olduğu ileri sürülmektedir. Ancak, “tardiyye” ya da “tard u rekb” bir edebî terim olarak “mesnevîlerde ara söz olarak kullanılmış kaside, gazel, musammat vb. şiirler” anlamındadır ve bir nazım biçimi değildir. Yanlış olarak bu şekilde adlandırılmış olan muhammeslerin kafiye düzenlerinin ilk bend dışında “aaaaa, bbbba, cccca, dddda...” kafiye düzeniyle yazılmış bir müzdevic muhammesten hiçbir farkı yoktur. Dolayısıyla tard u rekb ya da tardiyye adı verilen muhammesleri farklı kafiye düzeniyle yazılmış müzdevic muhammesler, bu iki terimi de “mesnevîlerde ara söz olarak kullanılmış manzumeler” anlamında kullanmak gerekir.
Cevap
Müselles, edebiyat terimi olarak her bendi üçer mısradan oluşan nazım biçiminin adıdır. Edebiyatımızda az kullanılmış bir nazım biçimidir. Müzdevic ve mütekerrir müselleslerde kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır: 1. Mütekerrir: aaA, bbA, ccA, . . . 2. Müzdevic: aaa, bba, cca, . . .
Cevap
Tahmîs, edebiyat terimi olarak bir gazelin ya da kasidenin her beytinin başına aynı vezin ve kafiyede üçer mısra eklenerek meydana getirilmiş bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Bir şair tarafından başka bir şairin, nadir olarak da kendi kasidesi ya da gazelinin her beytinin üzerine üçer beyit eklenerek yapılır. Kafiye düzeni şöyledir: aaa(aa), bbb(ba), ccc(ca), . . . Tahmîs-i mutarrafın kafiye düzeni şöyledir: (a)aaa(a), (b)bbb(a), (c)ccc(a), . . .
Cevap
Murabba’, edebiyat terimi olarak her bendi dört mısradan oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Murabba edebiyatımızda çok kullanılmış bir nazım biçimidir. Bunun nedeni halk edebiyatının yaygın ve sevilen nazım biçimlerinden biri olan koşmaya benzemesine bağlanmaktadır. Farklı kafiyelenmiş murabbalar da olmakla birlikte bu nazım şeklinde en çok kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır: 1. Müzdevic: aaaa, bbba, ccca, … 2. Mütekerrir: aaaA, bbbA, cccA, …
Cevap
Tesdîs, edebiyat terimi olarak bir gazelin her beytinin başına aynı vezin ve kafiyede dörder mısra eklenerek meydana getirilmiş bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Kafiye düzeni şöyledir: aaaa(aa), bbbb(ba), cccc(ca), . . .
Cevap
Muhammes, edebiyat terimi olarak beş mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Bu nazım biçimiyle yazılmış şiirlerdeki kafiye düzenleri kullanım sıklıkları göz önünde bulundurularak aşağıda gösterilmiştir: 1. Müzdevic: a) aaaaa, bbbba, cccca, . . . b) bbbba, cccca, dddda, . . . 2.Mütekerrir: a) aaaaA, bbbbA, ccccA, … b) aaaAA, bbbAA, cccAA, . . . Son sırada verilen kafiye düzeniyle yazılmış muhammeslere daha çok XVIII. ve XIX. yüzyıl şairlerinin divanlarında rastlanmaktadır. Bu muhammeslerin bend sonlarında tekrar edilen mısralar çoğunlukla başka şairlerin şiirlerinden tazmin edilmiş matlalardır.
11. Soru
Terkîb-i Bendlerin kafiye düzeni hakkında kısaca bilgi veriniz
Cevap
Terkîb-i bendlerin kafiye düzeni terkîb-i bendi diğer musammatlardan ayıran en önemli özelliktir: 1. aa xa xa xa xa rr; bb xb xb xb xb ss, . . . 2. aa xa xa xa xa aa; bb xb xb xb xb aa, . . . Terkîb-i bendlerde bu iki kafiye düzeninden en çok kullanılmış olanı ilkidir. İkinci kafiye düzeni bu nazım biçiminde nadir olarak kullanılmıştır. Terkîb-i bendlerde en çok kullanılmış vezinler mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün ve mef’ûlü fâ’ilâtü mefâ’îlü fâ’ilündür.
Cevap
Şarkı, bestelenmeye uygun olarak yazılmış murabbalardır. Şarkı olarak değerlendirilebilecek muhammes ve müseddesler de olmakla birlikte şarkılar genellikle murabba nazım biçimiyle yazılmışlardır. Murabba şarkılarda üçüncü mısraa miyân, her bendin sonunda tekrarlanan mısraa da nakarât denir. Şarkılarda dil sade, bend sayısı azdır. Şarkı yakın zamana kadar halk edebiyatındaki türkünün Divan Şiiri’ndeki karşılığı ve Türk edebiyatına özgü bir nazım biçimi olarak kabul edilmekteydi. Ancak belli bir formu olmadığı için şarkıyı ayrı bir nazım biçimi olarak değil, bestelenmek üzere yazılmış şiirlerin genel adı olarak kabul etmek daha doğru bir yol gibi görünmektedir. Kafiye düzeni şöyledir: 1. Müzdevic: a) aaaa, bbba, ccca,… b) abab, cccb, dddb,… 2. Mütekerrir: a) aAaA, bbbA, cccA,… b) aBaB, cccB, dddB,… c) aaaA, bbbA, cccA,…
13. Soru
Terkîb-i Bend nedir?
Cevap
Terkîb-i Bend, edebiyat terimi olarak her bendindeki beyit sayısı genellikle 6 ile 10 arasında olan ve en az üç bendden meydana gelen bir nazım biçiminin adıdır. • Mersiye türünün en güzel örnekleri de bu nazım biçimiyle yazılmıştır. Terkîb-i bend, edebiyatımızda çok kullanılmış nazım biçimlerindendir. Türk edebiyatında en ünlü terkîb-i bend, Ruhî-i Bağdadî (öl.1605)’nin her bendi 8 beyitten oluşan 17 bendlik manzumesidir. Ruhî’nin bu terkîb-i bendi çok beğenilmiş; birçok şair tarafından da tanzîr edilmiştir. Ancak bu nazîreler içinde en beğenileni Ziya Paşa (öl. 1880)’nın yazdığı nazîre olmuştur.
Cevap
Musammat sözcüğünün asıl anlamı “ipliğe dizilmiş inci”dir. Divan şiirinde bendlerden oluşan nazım biçimleri I. grup musammatlar yani müselles, murabba’, terbî’, muhammes, tahmîs, müseddes, tesdîs, müsebba’, tesbî’, müsemmen, tesmîn, mütessa’, mu’aşşer, ta’şîr, II. grup musammatlar yani terkîb-i bend (=terkîb-bend) ve tercî’-i bend (=tercî’-bend)’dir. • Divan şiirinde 4 mefâ’îlün ya da 4 müstef’ilün gibi tef’ileleri aynen tekrarlanan vezinlerle yazılan ve genellikle birinci beyit dışındaki beyitlerin her mısraında bir iç kafiye bulunan gazel ve kasideler de musammat olarak nitelenmiştir.
Cevap
Tesmîn, edebiyat terimi olarak bir gazelin her beytinin üzerine aynı vezin ve kafiyede altı mısra ilâvesiyle elde edilen bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Çok az kullanılmış bir nazım biçimidir. Kafiye düzeni şöyledir: aaaaaa(aa), bbbbbb(ba), …
Cevap
Mütessa’, edebiyat terimi olarak her bendi dokuz mısradan oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Bilindiği kadarıyla bu nazım biçimini hiçbir ünlü Divan şairi kullanmamıştır. Kuramsal olarak mütekerrir ve müzdevic mütessaların kafiye düzeni şöyle olabilir: a) Mütekerrir: 1. aaaaaaaaA, bbbbbbbbA, ccccccccA, … 2. aaaaaaaAA, bbbbbbbAA, cccccccAA, … b) Müzdevic: 1. aaaaaaaaa, bbbbbbbba, cccccccca, … 2. aaaaaaaaa, bbbbbbbaa, ccccccccaa, … 3. aaaaaaass, bbbbbbbşş, ccccccctt, …
Cevap
Mu’aşşer, edebiyat terimi olarak on mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Elimizde sadece mütekerrir örnekleri bulunan muaşşerin henüz müzdevic şekline rastlanmamıştır. Mütekerrir mu’aşşerlerin kafiye düzeni iki şekildedir: 1. aaaaaaaaaA, bbbbbbbbbA 2. aaaaaaaaAA, bbbbbbbbAA Kuramsal olarak müzdevic mu’aşşerin kafiyesi de “aaaaaaaaa, bbbbbbbba, cccccccca, . . .” düzeninde olmalıdır.
Cevap
Ta’şîr edebiyat terimi olarak bir gazelin her beytinin üzerine sekiz mısra eklenerek elde edilmiş bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Edebiyatımızda az kullanılmış nazım biçimlerindendir. Kafiye düzeni şöyledir: aaaaaaaa(aa), bbbbbbbb(ba) . . .
Cevap
Tesbî’, edebiyat terimi olarak bir gazelin her beytinin üstüne aynı vezin ve kafiyede beşer mısra eklenerek elde edilen bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Edebiyatımızda çok az kullanılmış bir nazım biçimidir. Kafiye düzeni şöyledir: aaaaa(aa), bbbb(ba), …
Cevap
Müsebba’, edebiyat terimi olarak yedi mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Az kullanılmış nazım biçimlerindendir. Müsebba’, edebiyatımızda müsemmen ve mütessa’a göre daha fazla kullanılmış bir nazım biçimidir. Müsebbalarda kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır: 1. Mütekerrir: a) aaaaaaA, bbbbbbA, ccccccA, ... b) aaaaaAA, bbbbbAA, cccccAA. . . 2. Müzdevic: aaaaaaa, bbbbbba, cccccca ...
21. Soru
Tercî’-i bend nedir?
Cevap
Tercî’-i bend, her bendindeki beyit sayısı genellikle 4 ile 10 arasında olan ve en az üç bendden meydana gelen bir nazım biçimidir. Vasıta beyti ise bendlerden bağımsız olarak kendi içinde kafiyelidir ve her bendin sonunda aynen tekrarlanır. Kafiye düzeni şöyledir: aa, xa, xa, xa, xa ZZ ; bb, xb, xb, xb, xb ZZ, . . . Tercî-i bend, Türk edebiyatında XIV. yüzyıldan itibaren görülen bir nazım biçimidir. Ziya Paşa’nın tercî’-i bendi bu nazım şeklinin edebiyatımızdaki en başarılı örneklerindendir.
Cevap
Müsemmen, edebiyat terimi olarak sekiz mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Az kullanılmış nazım biçimlerindendir Mütekerrir ve müzdevic müsemmenlerde kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır: 1. Mütekerrir: a) aaaaaaaA, bbbbbbbA, cccccccA, … b) aaaaaaAA, bbbbbbAA, ccccccAA, … 2. Müzdevic: a) aaaaaaaa, bbbbbbba, ccccccca, … b) aaaaaaaa, bbbbbbaa, cccccccaa, … c) aaaaaa-ss, bbbbbb-şş, cccccc-tt, …
23. Soru
I. Grup Musammatlar hangileridir?
Cevap
1. Grup Musammatlar: Müselles, murabba’, terbî’, şarkı, muhammes, tahmîs, müseddes, tesdîs, müsebba’, tesbî’, müsemmen, tesmîn, mütessa’, mu’aşşer, ta’şîr.
Cevap
Müsellesin asıl anlamı “üçleme, üç köşeli yapma”dır. Müselles Edebiyat terimi olarak ise her bendi üçer mısradan oluşan nazım biçiminin adıdır. Müselleslerde ilk bendin mısraları kendi içinde; diğer bendlerin ilk iki mısraı birbiriyle, son mısraı ise ilk bendle kafiyelidir. Bir müselleste ilk bendin son mısraı bütün bendlerin sonunda aynen tekrarlanıyorsa, bu müselles müselles-i mütekerrir; tekrarlanmıyorsa müselles-i müzdevic adını alır. Müzdevic ve mütekerrir müselleslerde kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır:
- Mütekerrir: aaA, bbA, ccA…
- Müzdevic: aaa, bba, cca…
Edebiyatımızda az kullanılmış bir nazım biçimidir.
Cevap
Murabbaın asıl anlamı “dörtlü, dört köşeli”dir. Edebiyat terimi olarak ise her bendi dört mısradan oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Murabbalarda genellikle ilk bend kendi içinde, diğer bendlerin ilk üç mısraı yine kendi içinde, son mısraı ise ilk bendle kafiyelidir. Bir murabbada ilk bendin son mısraı diğer bendlerin sonunda aynen tekrarlanıyorsa, bu murabba murabba’-ı mütekerrir; tekrarlanmıyorsa, murabba’-ı müzdevic adını alır. Divan şairleri murabbaları daha çok mütekerrir olarak yazmayı tercih etmişlerdir. Murabbalarda bend sayısı, genellikle 5 ile 7 arasındadır; fakat 4 bendlik ve 21 bendlik murabba örneklerine de rastlanmıştır. Farklı kafiyelenmiş murabbalar da olmakla birlikte bu nazım şeklinde en çok kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır:
- Müzdevic: aaaa, bbba, ccca…
- Mütekerrir: aaaA, bbbA, cccA…
Murabba, edebiyatımızda çok kullanılmış bir nazım biçimidir. Bunun nedeni halk edebiyatının yaygın ve sevilen nazım biçimlerinden biri olan koşmaya benzemesine bağlanmaktadır.
Cevap
Terbî’in asıl anlamı “dörtleme, dört köşeli yapma”dır. Edebiyat terimi olarak ise bir gazelin her beytinin önüne aynı vezinde ve ilk mısra ile kafiyeli ikişer mısra eklenerek meydana getirilmiş dört mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Terbîlerde her bendin son iki mısraı beyitlerinin üzerine ikişer mısra eklenen gazele; ilk iki mısraı da terbîi yapan şaire aittir. Bendlerdeki ekleme mısralara zamîme denir. Kafiye düzeni şöyledir: aa (aa), bb (ba), cc (ca)…
Terbî’in bir de terbî’ edilen gazelin her beytinin iki mısraı arasına aynı vezin ve kafiyede ikişer mısra’ eklenerek yapılan bir biçimi vardır. Bu yöntemle yapılan terbî’lerde ilk ve son mısra terbî’ edilen gazele, aradaki iki mısra da terbî’i yapan şaire aittir. Böyle terbî’lere terbî’-i mutarraf, yapılan işleme de taştîr (=teştîr) denir. Kafiye düzeni şöyledir: (a)aa(a), (b)bb(a), (c)cc(a)…
Bu nazım biçiminde hem terbî’ edilen gazelin şairinin hem de terbî’i yapan şairin mahlası manzumenin son bendinde olur.
Cevap
Şarkı bestelenmeye uygun olarak yazılmış murabbalardır. Şarkı olarak değerlendirilebilecek muhammes ve müseddesler de olmakla birlikte şarkılar genellikle murabba nazım biçimiyle yazılmışlardır. Murabba şarkılarda üçüncü mısraa miyân, her bendin sonunda tekrarlanan mısraa da nakarât denir. Murabba şarkılarda kullanılan kafiye düzenleri şunlardır:
- Müzdevic: a) aaaa, bbba, ccca… b) abab, cccb, dddb…
- Mütekerrir: a) aAaA, bbbA, cccA,... b) aBaB, cccB, dddB,... c) aaaA, bbbA, cccA,...
Şarkılarda dil sade, bend sayısı azdır. Şarkı yakın zamana kadar halk edebiyatındaki türkünün Divan şiirindeki karşı- lığı ve Türk edebiyatına özgü bir nazım biçimi olarak kabul edilmekteydi. Ancak belli bir formu olmadığı için şarkıyı ayrı bir nazım biçimi olarak değil, bestelenmek üzere yazılmış şiirlerin genel adı olarak kabul etmek daha doğru bir yol gibi görünmektedir.
Cevap
Muhammesin asıl anlamı “beşli, beş köşeli olan”dır. Edebiyat terimi olarak ise beş mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Muhammeslerde ilk bend kendi içinde, diğer bendlerin ilk üç ya da dört mısraı yine kendi içinde, son ya da son iki mısraı ise ilk bendle kafiyelidir. Bir muhammeste ilk bendin son ya da son iki mısraı bütün bendlerin sonunda aynen tekrarlanıyorsa bu muhammes muhammes-i mütekerrir; tekrarlanmıyorsa, muhammes-i müzdevic adını alır. Muhammeslerin bend sayısı genellikle 2 ile 7 arasında değişmektedir. Bu nazım biçimiyle yazılmış şiirlerdeki kafiye düzenleri kullanım sıklıkları göz önünde bulundurularak aşağıda gösterilmiştir:
- Müzdevic: a) aaaaa, bbbba, cccca… b) bbbba, cccca, dddda…
- Mütekerrir: a) aaaaA, bbbbA, ccccA… b) aaaAA, bbbAA, cccAA…
Son sırada verilen kafiye düzeniyle yazılmış muhammeslere daha çok XVIII. ve XIX. yüzyıl şairlerinin divanlarında rastlanmaktadır. Bu muhammeslerin bend sonlarında tekrar edilen mısralar çoğunlukla başka şairlerin şiirlerinden tazmin edilmiş matlalardır. Muhammeslerin konusu genellikle “aşk”tır; ancak farklı konularda yazılmış muhammesler de görülmektedir.
Cevap
Tahmîsin asıl anlamı, “beşleme, beş köşeli yapma”dır. Edebiyat terimi olarak ise bir gazelin ya da kasidenin her beytinin önüne aynı vezinde ve ilk mısraları ile kafiyeli üçer mısra eklenerek meydana getirilmiş bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Bir şair tarafından başka bir şairin, nadir olarak da kendi kasidesi ya da gazelinin her beytinin üzerine üçer beyit eklenerek yapılır. Kafiye düzeni şöyledir: aaa(aa), bbb(ba), ccc(ca)…
Tahmîsin bir de tahmîs edilen gazelin her beytinin iki mısraı arasına aynı vezin ve kafiyede üçer mısra eklenerek yapılan bir biçimi vardır. Bu yöntemle yapılan tahmîslerde her bendin ilk ve son mısraı tahmis edilen gazele, aradaki üç mısra da tahmisi yapan şaire aittir. Bu tahmislere tahmîs-i mutarraf, yapılan işleme de taştîr (= teştîr) denir. Kafiye düzeni şöyledir: (a)aaa(a), (b)bbb(a), (c)ccc(a)…
Cevap
Müseddesin asıl anlamı “altılı, altı köşeli”dir. Edebiyat terimi olarak ise altı mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Müseddeslerin bend sayısı genellikle 5 ile 7 arasında değişmektedir. Bir müseddeste ilk bendin son ya da son iki mısraı diğer bendlerin sonunda aynen tekrarlanıyorsa, bu müseddes müseddes-i mütekerrir, tekrarlanmıyorsa müseddes-i müzdevic adını alır. Müseddeslerde kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır:
- Mütekerrir: a) aaaaaA, bbbbbA, cccccA… b) aaaaAA, bbbbAA, ccccAA…
- Müzdevic: a) aaaaaa, bbbbba, ccccca… b) aaaaaa, bbbbcc, ddddee… c) aaaass, bbbbşş, cccctt…
Müseddes, bendlerden oluşan nazım biçimleri içinde murabba ve muhammesten sonra çok kullanılmış bir nazım biçimidir.
Cevap
Tesdîsin asıl anlamı “altılama, altı köşeli kılma”dır. Edebiyat terimi olarak ise bir gazelin her beytinin önüne aynı vezinde ve ilk mısraları ile kafiyeli dörder mısra eklenerek meydana getirilmiş bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Kafiye düzeni şöyledir: aaaa(aa), bbbb(ba), cccc(ca)…
Cevap
Müsebba’ın asıl anlamı “yedili, yedi köşeli”dir. Edebiyat terimi olarak ise yedi mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Bir müsebba’da ilk bendin son ya da son iki mısraı diğer bendlerin sonunda aynen tekrarlanıyorsa, bu müsebba’ müsebba’-i mütekerrir; tekrarlanmıyorsa, müsebba’-i müzdevic adını alır. Müsebbalarda kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır:
- Mütekerrir: a) aaaaaaA, bbbbbbA, ccccccA… b) aaaaaAA, bbbbbAA, cccccAA…
- Müzdevic: aaaaaaa, bbbbbba, cccccca…
Müsebba’ az kullanılmış nazım biçimlerindendir.
Cevap
Tesbî’in asıl anlamı “yedili ya da yedi köşeli yapma”dır. Edebiyat terimi olarak ise bir gazelin her beytinin önüne aynı vezinde ve ilk mısraları ile kafiyeli beşer mısra eklenerek elde edilen bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Kafiye düzeni şöyledir: aaaaa(aa), bbbbb(ba)…
Edebiyatımızda az kullanılmış bir nazım biçimidir.
Cevap
Müsemmen edebiyat terimi olarak sekiz mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Bir müsemmenin ilk bendinin son ya da son iki mısraı diğer bendlerin sonunda aynen tekrarlanıyorsa, bu müsemmen müsemmen-i mütekerrir; tekrarlanmıyorsa, müsemmen-i müzdevic adını alır. Mütekerrir ve müzdevic müsemmenlerde kullanılmış olan kafiye düzenleri şunlardır:
- Mütekerrir: a) aaaaaaaA, bbbbbbbA, cccccccA… b) aaaaaaAA, bbbbbbAA, ccccccAA…
- Müzdevic: a) aaaaaaaa, bbbbbbba, ccccccca… b) aaaaaaaa, bbbbbbaa, cccccccaa…
Az kullanılmış nazım biçimlerindendir.
Cevap
Tesmînin asıl anlamı “bir nesneyi sekizli, sekiz köşeli yapmak”tır. Edebiyat terimi olarak ise bir gazelin her beytinin önüne aynı vezinde ve ilk mısraları ile kafiyeli altı mısra ilâvesiyle elde edilen bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Kafiye düzeni şöyledir: aaaaaa(aa), bbbbbb(ba)…
Çok az kullanılmış bir nazım biçimidir.
Cevap
Mütessa’ın asıl anlamı “dokuzlu, dokuz şeyden oluşmuş”tur. Edebiyat terimi olarak ise her bendi dokuz mısradan oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Bilindiği kadarıyla bu nazım biçimini hiçbir ünlü Divan şairi kullanmamıştır.
Cevap
Mu’aşşerin asıl anlamı, “onlu, on köşeli”dir. Edebiyat terimi olarak ise on mısralı bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Elimizde sadece mütekerrir örnekleri bulunan mu’aşşerin henüz müzdevic şekline rastlanmamıştır. Mütekerrir mu’aşşerlerin kafiye düzeni iki şekildedir:
- aaaaaaaaaA, bbbbbbbbbA...
- aaaaaaaaAA, bbbbbbbbAA…
Mütekerrir mu’aşşerlerde sadece son mısraın tekrarlandığı örnekler daha azdır. Mu’aşşer, edebiyatımızda müsemmen ve mütessa’a göre daha fazla kullanılmış bir nazım biçimidir.
Cevap
Ta’şîrin asıl anlamı “onlama, ona çıkarma”dır. Edebiyat terimi olarak ise bir gazelin her beytinin önüne aynı vezinde ve ilk mısraları ile kafiyeli sekiz mısra eklenerek elde edilmiş bendlerden oluşan bir nazım biçiminin adıdır. Kafiye düzeni şöyledir: aaaaaaaa(aa), bbbbbbbb(ba)…
Edebiyatımızda az kullanılmış nazım biçimlerindendir.
39. Soru
II. Grup Musammatlar hangileridir?
Cevap
II. Grup Musammatlar: Terkîb-i Bend (terkîb-bend), Tercî’-i Bend (tercî’-bend)
40. Soru
Terkîb-i bendlerde en çok kullanılan vezinler hangileridir?
Cevap
Terkîb-i bendlerde en çok kullanılmış vezinler mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün ve mef’ûlü fâ’ilâtü mefâ’îlü fâ’ilündür.
41. Soru
Terkîb-i Bend ya da terkîb-bend nedir?
Cevap
Terkîb-i bend “bend(ler)i bir araya getirmek” anlamındadır. Edebiyat terimi olarak ise her bendindeki beyit sayısı genellikle 6 ile 10 arasında olan ve en az üç bendden meydana gelen bir nazım biçiminin adıdır. Terkîb-i bendlerde her bende hâne ya da terkîb-hâne; bendleri birleştiren beyitlere ise vâsıta veya bendiyye denir. Bu iki terimin yerine sadece bendin kullanıldığı da görülmektedir. Terkîb-i bendlerde her bend vasıta beyti dışında kaside ve gazel gibi kafiyelidir. Vasıta beyti ise hem ait olduğu bendden hem de diğer bendlerden ve bendlerin vasıta beyitlerinden bağımsız olarak kendi için de kafiyelidir. Bazı terkîb-i bendlerde vasıta beyitlerinin birinci bendle aynı kafiyede olmak üzere kendi içinde kafiyelenmiş olduğu da görülür. Kafiye düzeni terkîbi bendi diğer musammatlardan ayıran en önemli özelliktir: 1. aa xa xa xa xa... yy; bb xb xb xb xb... zz, . . . 2. aa xa xa xa xa... aa; bb xb xb xb xb... aa, . . . Terkîb-i bendlerde bu iki kafiye düzeninden en çok kullanılmış olanı ilkidir. İkinci kafiye düzeni bu nazım biçiminde nadir olarak kullanılmıştır.
Bendlerin beyit sayıları hakkında bir genelleme yapmak zordur. Ayrıca eşit sayıda beyitten oluşanlar çoğunlukta olmakla birlikte birbirine göre eksik ya da fazla beyitli bendlerden oluşmuş terkîb-i bendler de vardır. Terkîb-i bendler mersiye, övgü, yergi, sosyal eleştiri gibi çok farklı konularda yazılmış manzumelerdir. Sakinâmeler gibi bazı edebî türlerde de bu nazım biçiminin kullanıldığı görülmektedir. Mersiye (=ağıt) türünün en güzel örnekleri de bu nazım biçimiyle yazılmıştır. Terkîb-i bend, edebiyatımızda çok kullanılmış nazım biçimlerindendir. Türk edebiyatında en ünlü terkîb-i bend, Ruhî-i Bağdadî (öl. 1605)’nin her bendi 8 beyitten oluşan 17 bendlik manzumesidir. Ruhî’nin bu terkîb-i bendi çok beğenilmiş; birçok şair tarafından da tanzîr edilmiştir (aynı vezin ve kafiye kullanılarak onu andıran bir şiir yazılmıştır). Ancak bu nazîreler içinde en beğenileni Ziya Paşa (öl. 1880)’nın yazdığı nazîre olmuştur.
42. Soru
Tercî'-i Bend ya da tercî'-bend nedir?
Cevap
Tercî’-i bend tamlaması “bend(ler)i döndürmek, çevirmek” anlamındadır. Her bendindeki beyit sayısı genellikle 4 ile 10 arasında olan ve en az üç bendden meydana gelen bir nazım biçimidir. Tercî’-i bendde de terkîb-i bendde olduğu gibi bendlere hâne ya da tercî’-hâne, bendleri birleştiren beyitlere de vâsıta yahut bendiyye denir. Bu terimlerin yerine yalnızca bendin kullanıldığı da görülmektedir. Bu nazım biçiminde vasıta beyitleri dışında her bend kendi içinde diğer bendlerden bağımsız olarak kaside ya da gazel gibi kafiyelenmiştir. Vasıta beyti ise bendlerden bağımsız olarak kendi içinde kafiyelidir ve her bendin sonunda aynen tekrarlanır. Kafiye düzeni şöyledir: aa, xa, xa, xa, xa... ZZ; bb, xb, xb, xb, xb... ZZ, . . . Tercî-i bendde bendlerdeki beyit sayıları genellikle birbirine eşittir. Ancak beyit sayıları birbirinden farklı bendlerden oluşmuş tercî’-i bendlere de rastlanmaktadır. Terkîb-i benden tek farkı vasıta beytinin bend sonlarında aynen tekrarlanmasıdır. Tercî’-i bendler mersiye, övgü, yergi, sosyal eleştiri gibi çok farklı konularda yazılmıştır. Tercî-i bend, Türk edebiyatında XIV. yüzyıldan itibaren görülen bir nazım biçimidir. Ziya Paşa’nın tercî’-i bendi bu nazım şeklinin edebiyatımızdaki en başarılı örneklerindendir.
|
|
 |
|